Minik Dostlarımız
Karıncalar yeryüzünde Allah’ın kudreti ve azametini tekrardan gözler önüne serecek yaşam biçimine sahip küçük canlılardır.
Doğrusu hayvan bahsine girdiğimiz zaman aklımıza gücüyle nam salmış aslanlar, oldukça ağır filler, yıldırım gibi koşturan çitalar geliyor. Fakat bu küçük canlıların yaşam tarzları incelenmeye değer, çokça yenilikler sunuyor bize. Her gün bahçemizde gördüğümüz bu karıncalar bir çiftçi, bir çoban, bir mimar, bir asker, bir radyo istasyonu, hatta bir köle taciri bile diyebiliriz. Allah birçok vasfı bu küçük bedenlerin içerisine nakşetmiştir.
Yeryüzünde kutuplar hariç her tarafta hüküm sürdükleri halde sayıları tam olarak bilinmese de yaklaşık bir insan başına 2,5 milyon karınca düşüyor. İnsan, bu karıncaların tümü toplansa belki bir fil ağırlığına bile çıkamayacağını zannetse de yeryüzünde toplam ağırlıkları en fazla olan canlı türüdür.
Küçük istisnalar hariç karıncaların çoğunda çiftçilik mevcuttur. Şöyle izah edelim; karıncalar, yuvalarında mantar odaları yaparlar. Bir yaprağı çiğnedikten sonra ayırdıkları parçacıkları, nemli mantar odalarına atarlar. Bu yapraklar zamanla mantar sapları oluşturur ve zamanı gelince, karıncalar hasat edip bu mantarlarla beslenirler. Tarımda gelişmiş tam bir medeniyet abidesi!
Hepimiz yaprak bitlerini biliriz, hani şu güllerin yapraklarında ve çiçeğinde olan yeşil böcekler. Bu canlılar, kene gibi bitkinin özünü tüketir ve tükettiği besinden kalanları nektara çevirir. Karıncalar, yaprak bitinin nektarı oluşturabilmesi için bu bitlere güvenli beslenme alanı sunmakta da rol oynarlar.
Ara sıra bir medeniyete benzeyen karınca yuvalarına denk gelmişizdir. Yerin onlarca metre altına kadar inşaat ederler. Bazıları bir kulübe büyüklüğüne kadar varır. Mimarlık hususunda da değinmem gereken bir konu var; karıncalar zannedildiği gibi sadece yer altına yuva yapmaz. Dokumacı Karınca türü, yaprakları büküp ipek benzeri bir enzimle birleştirerek 20 ila 50 cm arasındaki ağaç dallarına yuva kurar ve diğer ağaçlara bağlayıp garnizon(savunma) bile yaparlar. (Bu dokumacı karıncalar güney Amerika’da besin olarak tüketiliyor. Tatlarının da misket limonuna benzediği söylenir.)
Ve yine Güney Amerika’da asker karıncaları vardır ki adeta savaşçı olmak için doğmuşturlar. Yuva inşaat etmezler. Sığınma ihtiyacı hissettiklerinde; İşçi Karıncalar, birbirlerine kenetlenerek adeta bir çadır görevi görür. Geçilmesi gereken bir boşluk mu var? İşte karşınızda karınca köprüsü… Yahut bir su birikintisine mi takıldınız? Karınca gemisi hizmetinizdedir. Ayrıca Feromon adı verilen bir kimyasal koku ile haberleşerek çoğu hayvanı geride bıraktıkları gibi çoğu uygarlıkla da yarışacak bir teşkilat kurmuşlardır.
Biz, akıl sahibi varlıklar olmamıza rağmen çoğu eylemleri yeni yeni keşfederken, bu akıl sahibi olmayan iradesiz canlılar nasıl da doğduğu andan itibaren böyle bir düzenin temsilcileri olabiliyorlar. Hayret verici doğrusu.
Karıncalar azmin ve iradenin harmanladığı mabette, ilahi ahengin ritmini kucaklayan sanatkarlardır…
