Dursun Fakih & Osmanlı Aklının İlk Sesi
Osmanlı’yı yalnızca fetihlerle okuyanlar, onun neden altı asır ayakta kaldığını anlayamaz. Bir devletin ömrünü uzatan şey kılıç değil; kılıcı ölçüye bağlayan akıldır. Bu akıl ise Osmanlı’da çoğu zaman sarayda değil, ilim ve hikmet meclislerinde teşekkül etmiştir.
Bu meclislerin temeli zamanla Şeyhülislamlık müessesesi olmuştur. Şeyhülislamlık, yalnızca fetva veren bir makam değil; adaletin, meşruiyetin ve devlet vicdanının taşıyıcısıdır. Bu köşemizde, Osmanlı’nın aklını ve adalet omurgasını inşa eden isimlere ve fikri miraslarına temas edeceğiz.
Osmanlı’nın kuruluşunda bu aklın ilk temsilcisi, kılıç kuşanan bir bey değil; sözüyle hüküm kuran bir âlimdir. Dursun Fakih, Osmanlı tarihinde ilk kadı veya ilk hatip olmasının yanı sıra devletin kendini meşru kılma biçiminin sembolü olarak durur.
Dursun Fakih’’in taşıdığı konum, Osmanlı’da ilmin iktidara tâbi değil;iktidarın ilme tâbi kılındığını gösteren ilk işarettir. Bu anlayış, Osmanlı’nın kuruluş yıllarında somut bir şahsiyette karşılığını bulur.Dursun Fakih, filizlenen Osmanlı beyliğinin ilk müftüsü ve kadısıdır. Kendisi ilk eğitimini Osman Gazi’yle beraber zamanının alimlerinden olan mutasavvıf Şeyh Edebali’den almıştır.
Hocasından tefsir, fıkıh, hadis gibi ilimleri almasının yanında, tasavvufî terbiyesini de onun yanında tamamlamıştır. Sonrasında hocası onu kızıyla evlendirmiş, böylece Osman Gazi’yle de bacanak olmuşlardır. Bu da kuruluş sürecinde oluşan kadronun birbirine olan bağlılığını artırmıştır.
Şeyh Edebali’nin 120 yaşındaki vefatından sonra yerine geçmiştir. Kendisi sadece ilimle de yetinmeyip ders arkadaşı Kara Osman’la beraber cenklere de katılıp ak soktuğu kılıcını kızıl çıkartıyordu. Hem alp hem de ermişlerdendi; kısacası bir alperendi. Dursun Fakih sadece bir imam veya bir kadı değil filizlenen Osmanlı çınarının gökyüzüne uzanan ilk ve en sağlam dalıydı.
O, uç beyliğinden cihan devletine geçişin sessiz ama en derinden gelen çığlığıdır. Onun attığı her imza, kurduğu her mahkeme ve kestiği her hüküm Bizans’ın köhne zulmünden bıkan Anadolu insanı için bir nefes, zalim için ise korkulu bir rüya olmuştur. Bugün Söğüt’ün rüzgârı hâlâ onun adaletini fısıldar kulaklarımıza.
Dursun Fakih Osman Gazi’nin Karaca Hisar Kalesi’ni fethinden sonra kiliseden çevrilen camide imamlığa getirildi. Osman Gazi adına ilk hutbe burada okundu. Bu hutbe 600 yıl sürecek Osmanlı İmparatorluğu’nun cihana ilk seslenişiydi aslında.
Ecdadımız ilk hutbesinden bile kastını ve mefkuresini duyurmuştu. İşte bugün bile o caminin duvarında asılı duran hutbeden bir kısmı nakledelim: “Bizim buradaki sevincimiz, yalnız ve mutlak olarak Allah’ın (c.c.) emirlerine itaat ve Resul’ün sünnetine (s.a.v.) ittibamız neticesinde, “Bu, Allah’tan bir fazilettir.” sözünün sırrınca tezahür etmiştir.”
İşte 600 yıl sürecek olan İmparatorluk’un ilk hutbesi böyleydi. Amaçları toprak değil rızayı elde etmekti; Resul’e komşuluğu kazanmaktı.
Bu caminin bugünkü ismi Karacaşehir Cami diye geçer. Ne yazık ki günümüzde bu cami restorasyonlar sonrasında ilk günkü benliğini kaybetmiştir.
Dursun Fakih’in vefat tarihi hakkında tam olarak kesin bir tarih verilemese bile hicri 726’dan sonra vefat ettiği düşünülür. Dursun Fakih, ardında çok eser değil; adaletle işleyen bir devlet anlayışı bırakmıştır.
Zira kendisinin küçük hacimli bir kitabı dışında elimizde bulunan bir eseri yoktur. Bu eser Türkçe için önemli kaynaklardan biri olmuştur. Kabri şerifi Bilecik’te Üstadı Şeyh Edebali’nin yanındadır.

hocam maşallah ne de güzel anlatmışsınız Allah razı olsun ecdamızı hatırlamaya vesile oldunuz şeref verdiniz sağolun var olun!