Tevhidi Temaşa Eylemek
Tevhid öyle sırri öyle azametli bir kavram ve yakıcı bir hakikattir ki diğer tüm büyük kavramlarda olduğu gibi insan zihni bunu ilkokul talebelerine öğretildiği şekliyle basit bir sayı delaletine dönüştürmemeli ve bu kavramı onun elinden alıp bir güzel izah etmelidir. Ve barındırdığı ulu manalara el verdiği müddetçe işaret etmek lazımdır.
Bizim ‘‘Tüm büyük kavramlarda olduğu gibi’’ dememize bakarak tevhidi öyle sıradan bir kavram sanmak gafletine düşmeyiniz. Zira tüm büyük kavramlar bir yerde; tevhid bir yerdedir. Şimdi öncelikle tevhidi sözlükteki manası üzerinden ele alalım da sonrasında Şeri’ ve mutlak hakikat olması yönünden inceleyerek onu mana daraltmalarına yahut genişletmelerine tabi tutalım.
Tevhid Arapça bir tabir olmakla beraber ‘‘bir kılmak, bir görmek’’ manalarına gelir. Şeri’ çerçevede ise hak olan ilahın yalnızca bir tane olduğunu bildirmek, dolayısıyla hiçbir canlı veya cansızın en umumi ifadesiyle ‘‘madde’’nin ilahlık makamında bir pay iddia edemeyeceğine yada madde olmasa dahi ilahların birkaç tane olamayacağına inanmak, bunu haykırmak ve bu hakikati hayatının temeline yerleştirip tüm varlığı bu noktadan temaşa etmektir.
Tevhid her şeyi bire döndürmektir. Çokluğun varlığını inkâr edip onu yok saymaktır. Çokluğun hakikate zıt olduğunu ve var olmak yolunda hiç bir hakka sahip olmadığını bilmektir. Ancak denilebilir ki ‘‘Arkadaşım nasıl çokluğu inkâr edebilelim ki; şu dünya gözüyle çokluktan başka bir şey göremiyor ve çokluktan başkasını algılayamıyoruz.’’
Biz şimdi size nasıl yalan söylüyorsunuz diyebilelim ki! Hepimiz beş duyu organımızla aynı çokluğu hissetmiyor muyuz? Beraber söyleyelim bir kalem, iki kalem, üç kalem! Bir kitap, iki kitap, üç kitap! Bir dakika, iki dakika, üç dakika!
Hatta zaman çizgisinde farklı yerlerde bulunması inceliğine dikkat edilirse bizzat ben kendim dahi bir ben, iki ben, üç ben olmuyor muyum? Artık şu dakikadan sonra her anına vakıf olduğum kendim yani ben bile bir tane değilim dedikten ve hatta bu örnekleri uçsuz bucaksız madde üzerinden düşünmeye kalkıp onu dahi beceremeyeceğimi en açık bir şekilde idrak ettikten sonra ben nasıl size ‘‘çokluğu inkâr etmelidir.’’ diyebilirim.
Bunun izahı zor olsa da (Allah’ın izniyle) imkânsız değildir; İşlev hareket ve varlık hep birlikte gizlenmiştir; bu şöyledir. Eşyada ki bu bire dönüklük onun çokluğa muhtaç olduğu halde her daim biri istediğini gösterir.
Mesela bir küp düşünün yanına bir küp daha ekleyin, sonrasında küplerden örneğin bir masa yapın. İlk küpün kaç tane olduğunu söyleyiverin. ‘‘Bu da iş mi!’’ diyeceksiniz. ‘‘Adı üstünde bir küpü düşündük ya sayısı birdir. Peki iki küpün oluşturduğu dikdörtgen kaç tanedir diye soralım. Acaba iki tanedir diyecek gibi mi oldunuz? Zira böyle söylerseniz hata etmiş olacaksınız. Bizde sizi o sayısı ‘‘bir’’ olan bir dikdörtgendir diyeceğiz. Görüyorsunuz değil mi? Kurnaz iki(sayısı) nasıl da kendini bire dönüştürüverdi.
Hele masadan hiç söz etmiyoruz. Bin küp birleşince hemencecik bir masa oldu. Bin sayısı ortalıktan öylesine kayboldu ki biz o masaya bakarak senelerce düşünsek o manayı masadan çıkartamayız. Zira eşyanın özündeki bire dönme isteği bu çokluğu göstermez. Masa bir tane olmadan önce bir işlevi vardır, denebilir mi?’’ Çokluk ilerleyip bire varmadıkça eşya manasız cisimlere dönmez de ne olur ya!
Şöyle bir adam hayal ediniz ki helalinin gözlerine aşk ile bakıp ‘‘bana beş parmağınla bir avucunu tutmak saadetini bahşeder misiniz?’’ demekte. Siz bu adama ‘‘Yanlış konuştun efendi!’’ diyebilir misiniz? Ancak doğru dedi iyi konuştu amma ‘‘beş parmak’’ ve ‘‘bir avuç’’ diyeceğine onu bir sayısına döndürüp elleriniz deseydi ne güzel olurdu, diyebilirsiniz. Çünkü fayda ve işlev tektedir.
İşte şimdi niçin işlev, hareket ve var olma cevheri yalnız bir sayısında bulunuyor dememiz tastamam anlaşılmış oldu ya. Akl-ı Selîm’e apaçık gözükür ki rakamlar bir sayısının dalgalanmasından ibarettir. Ve bir sayısı ise Allah (Subhanehu ve Teala)’yı işaret eden bir hikmet nişanesidir. Mümin kalp çoklukta tekliği bulur. Her zerre ona Allah’ın kudretini ve varlığının sonsuzluğunu gösterir.
Tevhid nesnelerin içindeki matematiği, perdeleri yırtarcasına aşıp, adet olan bire ulaşmaktır. Hatta o, eşyanın çoğaldıkça var olup işlev kazandığını, azaldıkça yok olup köreldiğini bu bir üzerinden idrak edip buradan teklerin tekine (çoğalmayan ve yok olmayan teke) intikal etmektir.
Çokluk yoktur. Vardır desekte yalandandır. Var olan bir olandır ve yalnızca bir olan vardır. Zihnini bu hakikati idrak etmeye adayan zatı bir düşünün hele! Uçan kuş, düşen taş bu zatı muhtereme, Cenab-ı Hak hazretlerini hatırlatmaktan başka ne yapar. Cümle mahlukata Allah’u Teala’ya delalet ve işaret etmekte diye alamet manasına gelen, Âlem ismini vermiyor muyuz?
Tevhid cümle mahlukatın Allah subhanehu ve tealaya secde etmesidir. İnkâr pisliğinin vücut bulduğu kafirin bedeninin zerreleri dahi O’nun zikriyle meşguldür. Kâinatın bütün zerreleri bilirler ve ta içlerinde, varlıklarının özünde hissederler ki şayet Allah’u Teala hazretleri kendilerini yokluktan varlığa çıkarmayı istemese hepsi bir anda yok oluverir ki bu yokluğu tasavvur etmek dahi mümkün değildir.
İşte tüm bu zikrettiğimiz hakikatleri insanın her zaman dillendirmesi kendine hatırlatması gerektir. İnsan ne unutkan ne nankör varlıktır. Gaflet denilen bataklığa bir battı mı her şeyi hatta kendini var eden yaratıcısını bile unutur. Kendini unutanları Allah’u Teala da unutur.
Yani mağfiret etmez, hidayet yolu göstermez, onlarda günaha daldıkça dalar cehennem azabına müstahak olurlar. Bu hakikatin yani tevhidin hatırlatıcısı olan söz ise kelimeyi tevhid ‘‘Allah’tan başka ilah yoktur’’ sözüdür. Samimiyetle söylenen sözlerin de ruha çokça tesiri olur. Allah’u Teala bizi çokça zikreden kullarından, hadiseleri ve meseleleri tevhid hakikati üzerinden temaşa edebilen zatı muhteremlerden eylesin. Rabbime emanet olun.

Ben size destek vermek istiyorum işlerinizi çok beğeniyorum, saygılar…