Günümüzde Takva Nasıl Olur?
Takva, her devirde aynı özde kalmakla birlikte, zamanın şartlarına göre şekil ve uygulama itibarıyla farklılık gösterebilir. Zamanın fitneleri çoğaldıkça, takvanın tezahürleri daha dikkatli ve şuurlu bir şekilde ortaya çıkmalıdır. Günümüzde dijital ortamda dahi “göz zinası”, “kulak günahı” gibi şeylerden korunmak takvanın bir parçasıdır.
Kur’an’da ve Sünnette geçen şekliyle takva, “Allah’a karşı gelmekten sakınmak, O’nun rızasına aykırı olan şeylerden kaçınmak ve O’nu razı edecek her şeye yönelmek” demektir.
Takva için birçok tarif yapılmıştır. Bunların arasında en güzeli sahabeden Übey b. Ka‘b’ın yaptığı tariftir.
Hz. Ömer, Übey b. Ka‘b’a sorar:
– Ey Übey, takva nedir?
Übey [radıyallahu anh] şöyle cevap verir:
– Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü?
Hz. Ömer [radıyallahu anh]:
– Evet.
Übey [radıyallahu anh]:
– Peki, ne yaptın?
Hz. Ömer [radıyallahu anh]:
– Eteğimi topladım, dikenlere dikkat ettim, sakınarak yürüdüm.
Übey [radıyallahu anh] der ki:
– İşte takva da böyledir.
Evet, dünya, ahirete uzanan dikenli bir yoldur. Haramlar, şüpheliler, nefsin tuzakları ve şeytanın vesveseleriyle doludur. Dahası ekranlarla ve vitrinlerle süslüdür. Reklamlarla ve afişlerle sergilidir. Dolayısıyla eteğimizi toplamamız ve dikkatli yürümemiz gerekir; dikkatli ve ölçülü davranmamız icap eder, haddimizi aşmamamız lazım gelir, nefsimizin arzularına kapılmamamız istenir. Her adımda Allah’ın rızasını düşünmemiz lazımdır. Attığımız adımın bizi Allah’a mı, yoksa nefsine mi götürdüğünü ayırt etmemiz icap eder. Tabii eteğimizi toplamamızla birlikte gözümüzü ve gönlümüzü de korumamız lazım gelir. Bu nedenle sürekli tetikte olmamız gerekir. Zira takva sadece ibadet anında değil; alışverişte, konuşmada, dostlukta, öfkede, yalnızken ve kalabalıktayken de geçerli olan bir şuurluluktur. Unutmamak gerekir ki takva, her ân Allah’ın gözetiminde olduğumuzu bilerek yaşamak demektir.
Kazançta Takva
Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] çağımıza işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Bir zaman gelecek, insan helâl mi haram mı diye sormadan kazanacak.” (Buhârî, Büyû, 23).
Aslında bu bir iman meselesidir. Rızkın Allah’tan geldiğine inanan kişi, harama asla yönelmez. Sonra yüce Allah şu garantiyi müjdelemiştir:
“Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu verir ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır” (Talâk 65/2-3).
Sonra helalinden kazanmak ve helal yemek ilâhî bir emirdir:
“Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan şeylerden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın…” (Bakara, 2/168)
Bu ayet, sadece yemenin değil, rızık temininin de helâl ve temiz olması gerektiğine işaret eder. Sahabeden İbn Mesud da [radıyallahu anh] şöyle demiştir: “Kişi, helâlinden kazanmadıkça takvaya eremez.”
Bu yüzden helal kazanmaya titizlik göstermek; faiz, rüşvet, hile gibi haram yollardan sakınmak lazımdır.
Tüketimde Takva
Çağımızda en çok ihtiyaç duyulan ama en az gözetilen takva türlerinden biridir. Çünkü modern çağ, bizi “sınırsız tüketime” teşvik ederken; dinimiz, bizi “sınırlı ihtiyaç ve sorumlu israf bilinciyle” yaşamaya çağırır.
Yüce Rabbimiz “Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” (A‘râf 7/31) buyurmaktadır.
Malı ve nimeti Allah’ın emaneti bilerek kullanmak lazımdır. Dolayısıyla yemede ve tüketimde helal olmasına dikkat etmek, sadece ihtiyaç kadar yemek, israftan sakınmak, şatafattan ve gösterişten uzak durmak, göz ve nefs arzusu için değil, bedenin sağlığı için tüketmek lazımdır.
Giyim ve kuşamda takvaya riayet etmek lazımdır. Bu vesileyle israfa ve gösterişe kaçmamak, moda uğruna nefsin peşinden gitmemek, mahremiyete ve edebe uygun giyinmek lazımdır.
Aynı şekilde ev ve eşya kullanımında takvaya sarılmak lazımdır. Çünkü aşırı konfor, lüks tutkusu, gösterişli yaşam arzusu; kalbi dünya sevgisine bağlar. Sonraihtiyacı aşan eşyalar çoğu zaman israf olur, hem dünyaya hem kalbe yük olur.
İhtiyaç ile istek arasını ayırmak lazımdır. Gerçek ihtiyaç mı, yoksa heves mi? özellikle tüketim çılgınlığından uzak durmak lazımdır. Her indirime atlamamak, her yeni çıkan ürüne meyletmemek gerekir.
Esasen tüketimde takva, malı tüketirken kalbi tüketmemektir. Az ile yetinmek, çokla oyalanmamak, her nimeti Allah’ın huzurunda bir emanet gibi kullanmaktır. Unutma! Takva elbisesi, tüketim çağının en nadide elbisesidir. Zira o, sadece bedeni değil kalbi de örter.
Kalbin Takvası
Takva, haramdan kaçınmakla başlar, kalbi korumakla olgunlaşır.
Bedene ait takva haramlardan kaçınmaktır. Kalbe ait takva ise Allah’tan başka her şeyi terk etmektir.
İmam Gazâlî’ye göre takvanın hakikati, kalbin Allah’tan başka her şeyden sakınmasıdır.
Haset, kibir, riya, ucub gibi kalbî afetlerden sakınmak, günümüz takvasının özüdür. Çünkü bugün ameller çok, ama ihlas azdır.
İnsanlarla Münasebette Takva
Bu, takvanın en zor ama en zarif kısımlarından biridir. Çünkü bir müminin Allah ile ilişkisi ne kadar güçlü olursa olsun, bu ilişki insanlarla olan davranışlarına yansımıyorsa, o takva eksiktir, yarımdır. Zira takva sahibi, sadece Allah karşısında değil, kul karşısında da sorumluluk sahibi kişidir. Dolayısıyla kimseye eziyet etmemek, kul hakkından sakınmak, ailede, işte, toplumda adil ve merhametli olmak, fitneye karışmamak, dedikodudan uzak durmak lazımdır. İftira, aldatma, küçümseme, kırıcı söz gibi kalp kıran her tavır takvaya aykırıdır. Cüneyd-i Bağdadî hazretlerinin buyurduğu gibi takva sahibi, kimseyi incitmez; incitildiğinde de gönül koymaz.
Gerçek takva sahibi; insanları Allah için seven, onlara merhamet eden ve onlara zulmetmekten Allah’tan korkarak sakınandır.
Zamanın Fitnelerine Karşı Takva
Bu, bugün her müslümanın en çok muhtaç olduğu takva türüdür. Çünkü fitne sadece savaş, kargaşa değildir; inancı sarsan, kalbi bulandıran, ibadeti zedeleyen, ahlâkı yozlaştıran her şey fitnedir. Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] bu hususa işaret ederek şöyle uyarmaktadır:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki, kişi mümin olarak sabaha erer, kâfir olarak akşama ulaşır” (Müslim, Fiten, 118).
Bu hadis, zamanın fitnelerinin ani, sinsî ve derin etkili olduğunu haber vermektedir.
Günümüzde takva sahibi olmak, doğru bilgiyle donanmak ve bâtılı hak suretinde yutturan akımlara karşı basiretli olmaktır. Dinî istismarlar, itikadî sapmalar, bid’at ve modernizm kılığında gelen fitnelerden uzak durmaktır. İşte takva, bu fitneler karşısında bir siper, bir uyanıklık hâli, bir koruyucu zırh gibidir.
Bilindiği gibi zamanın fitneleri çok, yollar karışık, sesler fazla, kalpler yorgun… Ama takva, bu karanlıkta bir pusula, bir fener, bir koruyucu duvar gibidir.
Bugün Takva Ne Demek Olur?
Bugün takva, sadece sarık sarmak, cübbe giymek değildir. Elbette ki sarık ve cübbe güzel bir sünnettir ama takva, elbisede değil kalptedir. Bir kimse dışıyla zahid, ama kalbi riya, kibir ve dünya sevgisiyle doluysa o, takva elbisesi giymemiştir.
Dolayısıyla asıl takva; yalnızken bile Allah’tan korkmaktır. Harama bir tıkla ulaşabilen bir çağda gözünü haramdan sakınmaktır. Herkes yoldan çıkarken istikamet üzere kalabilmektir. Kalabalıklar arasında yalnız Allah’la birlikte yürüyebilmektir. Günümüzde göz, kulak ve dilin günaha kolayca kaydığı bir çağda görsel, dijital ve sosyal takva gerekir.
Kısacası günümüzde takva, modern dünyanın içindeyken Hz. Ebû Bekir gibi titiz, Hz. Ömer gibi adil, Hz. Osman gibi iffetli, Hz. Ali gibi hikmetli kalabilmektir [radıyallahu anhüm].
