İstiklal Mütalası

Bir İstiklal Mütaalası-I

Mehmet Akif bu marşı, sözgelimi şiiri, Necip Fazılın tabiriyle; ciğerinden kalemine kan çekerek, efsunlu fikir ve düşünceleriyle ülküsünü, devlet ve millet idealini gönüllere nakşettiriyor. Ancak böyle vatanına âşıkane dertlenen bir adam, ruhları mest eden bir şiir yazabilirdi. Kim bilir belki de Tacettin dergâhında şiiri duvara kazırken ki millet sevdası ve vatanından olma kaygısı ileride gözünden gönlünden anlaşılacaktır.

Bu şiirde özellikle asımın neslinin anlaması ve yaşaması gereken nice mesajlar ve durumlar vardır. Nihat Sami Banarlı’nın tabiri ile İstiklal marşı, şiir kalitesi ve söyleyiş güzelliği bakımından, yeryüzündeki milli marşların hiç birisiyle ölçülmeyecek kadar üstün ve derin manalı bir şiirdir. Çünkü Mehmet Akif bu mücadelenin büyüklüğünü ve mukaddesatı uğruna savaşılması gerektiğini, milletine bu şiirle en üstün bir biçimde aksettiriyor. Gelecek nesillere ışık tutan ve farkındalık katan İstiklal Savaşı’nı istiklali ve bağımsızlığı uğruna edebi dizelerle ebedi bir mücadele ruhu katmak istiyordu.

Bu işi yaparken asla bir bedel, karşılık veya para beklemediğini şu sözlerinde anlıyoruz; “Milletimin kurtuluş müjdesini verecek, imanını yankılatacak bir eseri parayla yazacak karakterde bir adam değilim.” Ve kendine bu eseri vazifesi olarak beller. Dergâhında, camide, caddede, evde ve mecliste mısralar Akif’in gönlüne yaprak gibi düşer, oradan kalemiyle kağıtları terbiye ederdi. Cemal Sena Ongun’un değişiyle; Akif hiçbir şey yazmamış olsaydı da bize sadece istiklal marşını verseydi yalnız bu eseriyle kendisini edebiyat tarihimizde ebedileştirmiş olurdu.

Biz inanıyor ve biliyoruz ki bu düşünceler, dertler Akif’e şiirle gelmemiştir. Bu zaten Akif’in kafasında ve gönlünde hazır ve nazır tamamlanmış bir eser halinde durup kâğıda dökülmesiyle şaheser olmuştur.

Mehmet Akif bu şiiri safahatına almayıp ” O benim değil, milletimindir.” diyerek milletine hediye etmiştir. Beş yüz bin lira ödülünü de ihtiyacı ve borcu olmasına rağmen Dar’ul Mesa-i (iş evi) derneğine bağışlamıştır. Aynı zamanda bu şaheseri nasıl bir memnuniyet ve duygu içinde yazdığını hasta yatağında şöyle açıklar:

‘‘O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, milletin o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir fecayi (acıklı haller) karşısında bunalan ruhların ıstıraplar içinde kurtuluş dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılmaz… Onu kimse yazamaz… Onu ben de yazamam… Onu yazmak için o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur…’’

İstiklal Marşı; ihtilal olmuş bir devletin istikbali uğruna bağımsızlık mücadelelerinin verildiği bir ülkede milletin istiklalinin ne durumda olduğunun ve olacağının vatan aşkıyla anlaşılmasıdır. Bize düşen bu şiiri birincil bir konum haline getirmek, bu destanı bir inci gibi tutup sizin anladığınız ve bizim zamanla kıta kıta anlatacağımız bu ilkeleri kalbimizde ve yüreğimizde yer etmemizdir. Ve bu yer ettiğimiz ilkelerle yaşayarak ve yaşatarak şekillenmemizdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir