Haramın Sekri
“Mey gibi her bir harâmın sekri olsaydı eğer,
Ol zamân malûm olurdu mest kim, hüşyâr kim.”
“Mey gibi…” Beyit halk arasında çoğu zaman mecazın en çarpıcı temsili olan mey (şarap) ile başlar. Şarap mest eder, sarhoşluk verir, aklı örter. Lakin buradaki mey sadece içki değildir.
Nefsin hoşlandığı fakat Hakk’ın razı olmadığı her şeydir. Şair, bir şair değil de bir hakîm gibi başlar söze; sanki aşk meclisinde değil bir irfan mektebinde konuşur gibidir.
“Her bir harâmın sekri olsaydı eğer…” Burada “her bir haram” dil ile, el ile, göz ile, gönül ile işlenen tüm günahları kasteder. Eğer bu haramların da tıpkı şarap gibi anında etkisi görülebilseydi yani kişiyi gözle görülür bir mestlik hâline sürükleseydi o vakit kim hakikaten ne yaptığını bilmeden yaşıyor, kim de farkında olarak yürüyor; bu açıkça belli olurdu.
“Ol zamân malûm olurdu mest kim, hüşyâr kim.” İşte bu mısra, tasavvufun tevhid aynasında en büyük soruyu yansıtır: “Kim gerçekten hüşyâr (uyanık)? Kim mest (aldanmış)?” Dışarıdan bakıldığında mest olan bir meczup zannolunur belki; ama ya içten içe nefsin haramlarına gömülmüş, manevî sarhoşluk içinde olanlar?
Onlar görünmezler… Çünkü günahın sarhoşluğu aklı değil kalbi perdelemiştir. Eğer böyle olsaydı; Kim rabbini zikrederek yaşar, kim nefsinin arzularını şarap bellemiş; o zaman ayan olurdu.Bu beyit, yüksek bir irfanî şiirin özüdür. Sade görünse de içinde ahlâkî bir nida, tasavvufî bir sitem, nefs terbiyesi üzerine bir ilim gizlidir. Mısralarda bir gazelin letafeti değil, bir hikmet şiirinin ağırlığı vardır. Yazarı her kimse, onun gönül gözüyle çağlara seslenen hikmet sahibi bir zat olduğunu söyleyebiliriz.
Beyit başlı başına bir hakikatin hassas mücevherlerini içinde gizler. O da şudur:
“İnsan sadece sarhoş olduğunda mı mest olur? Ya bir ömür, nefsin şarabını içerek ayık olduğunu sananlar? Asıl sarhoşluk Hakk’ı unutmaktır.”Haram sarhoşluğu gizli. Meyhane şişe satar ama nefis kendini satmaz. Şarap içeni rezil eder; günah çoğu zaman alkışlatır. Ayık görünen nice kişi mesttir ve mest sanılan nice kişi, Hakk’a karşı dimdik ve hüşyârdır.
“Günah içilir bir sıvı olsaydı, insanlar birer şişe gibi şeffaf olurdu.”
“Haramların görünmeyen sarhoşluğu, insanın hakikati görme yetisini çürütüyor.” ve bu çürümüşlük öyle sinsi ki; ne sokakta görünür ne sofrada… Ancak göz zahire bakar; gönül, sekire…
İsfahan ile Horasan arasındaki bir dağın yamacında, her yıl sadece üç gün açılan bir kervansaray vardı. Kervansarayın sahibi ihtiyar bir adamdı. İnsanlara yemek sunar, sohbet etmezdi. Ne soruya cevap verir ne selâma yeltenirdi. Üç gün boyunca yaptığı yalnızca şuydu: Her gelenin ayakkabısının altını yıkamak
Ne kadar meşhur olursa olsun, hangi silsileden gelirse gelsin, hangi kitapları okumuş, kaç secdeye kapanmış olursa olsun o suyu döker, fırçasını alır ve kirleri temizlerdi.
Sonra ayakkabının altına küçük bir damla misk sürerdi. Ama herkese değil, yalnızca bazılarına. Kime sürdüğünü de kimse bilmezdi. Kervansaraya şöhreti dilden dile dolaşan bir sufi geldi. Etrafında dervişleri, kalem ehli talebeleri…
Sözleri hikmetle doluydu, nefesiyle huşu çökerdi. İhtiyar yine ayakkabısını yıkadı. Ama o gün misk sürmedi. Sufi bozulmadı ama talebeleri içerledi. Biri dayanamayıp sordu:
-Ey ihtiyar! Bu zat binlerin gönlünü temizlemiş biri. Sen onun pabucunu yıkadın, ama misk sürmedin. Nedir hikmeti?
İhtiyar cevap vermedi. Yalnızca yere baktı ve tek cümle söyledi:
“Bazı mestlikler misk kokusunu bastırır.”
Talebeler sustu, sufi başını eğdi.
Sufi gizlice ihtiyarın yanına geldi, hiçbir şey sormadı, sadece fısıldadı:
-Sen ne gördün ki, bana bunu lâyık görmedin?
İhtiyar gözlerini kaldırdı. İlk kez ona doğrudan baktı:
-Ben hiçbir şey görmedim. Ama ayakkabının altı yola ne kadar sadık olduğunu gösterir ama senin ayakkabın kalbin kadar yorgun değildi.
Sufi orada çöktü. Ağlamadı, dilemedi, sadece uzun uzun sustu. Çünkü o an anladı ki: Haram bazen sadece elde değildir. Bazen insanın hayranlıkla dinlediği kendi sesinde, gösterdiği tevazunun altında gizlidir…
Umulur ki biz de mananın kabuğunda kalmaz ve bu hakikat meclisinin meyvesini tatma şerefine nail olan insanlardan oluruz…
