Bir İstiklal Mütaalası-III
İstiklâl marşımızın her kıtası kutsal değerlerimize yakarış, bir nevi münacat olarak yazılmıştır.
Şöyle ki: Birinci kıta: Aziz Türk milletine,
ikinci kıta: Şanlı bayrağımıza,
üçüncü kıta: Türk milleti tarihine,
dördüncü kıta: Türk milletine ve azılı düşmanların korkunçluğuna,
beşinci kıta: Türk gençliğine ve Şehitliği arzulayan Mehmetçiğe,
altıncı kıta: Kutsal vatan toprağına, yedinci kıta: Vatan sevgisine,
sekizinci kıta: Mukaddes İslam dinine ve mabetlere,
dokuzuncu kıta: Şehitlerin davasına ve son olarak onuncu kıta: Milletin ümidi ve geleceği üzerine bir münacat içerir.
İstiklâl Marşı’nın ikinci kıtasına gelecek olursak şair, Türk bayrağına bir insan gibi seslenir. Bayrağı, öfkeyle kaşlarını çatmış, al al parlayan bir yüze benzetir. Ona sitem ederek şöyle der: “Önümüze çıkan tehditler seni bu hale getirmesin!,
Bu kahraman millet, senin uğrunda nice şehitler verdi, hürriyetin için kan döktü. Ama her ne olursa olsun asla senin şerefini çiğnetmeye yanaşmadık. Buna rağmen neden bize hâlâ öfkelisin?”
Şair burada yalnızca bir sembole değil, milletin haysiyetine, tarihine ve ruhuna seslenmektedir. Ardından şu içten yakarışı dile getirir: “Biz senden yalnızca bir gülümseme istiyoruz. Bir an olsun aklına bunları getirerek şu kahraman, gazi ve şanlı millete gül.”
Senin hüznünü ve asaletini anlar ve biliriz; ama nazına tahammül edemeyiz. Nitekim milletin, doğruluğu seven, adaletten ayrılmayan, hak ve adalet sahibi Allah’a tapan bir millettir. Bundan dolayıdır ki istiklalini kaybetme düşüncesi bile, asla böyle bir milletin uğrayacağı bir sonuç olamaz. İstiklal Hakk’a tapan milletimizin en doğal, en meşru hakkıdır.
Karşımızda yüzü öfkeyle çatılmış nazlı bir hilal; onun önünde ise hilal uğruna canını feda etmiş kahraman bir ırk durmaktadır. Bu ırkın senden tek bir isteği vardır: “Öfke ve celâlini bir kenara bırak, onları tebessümle karşıla.”
Şayet bu beklenti karşılık bulmazsa, uğruna döktüğümüz kanlarımızı helal saymayız. Ancak ne zamanki senin güler yüzünü görebilirsek, işte o zaman varlığının hakkı için daha büyük bir şevkle mücadele eder, her geçen gün sana lâyık bir millet olmak için ardımıza bakmadan gayretimizi kat kat artırırız. Bayrak, kana bulanmış toprakların semaya yükselen haykırışı ve şehadetidir.”
Kırmızısı, şehitlerin kanıyla yoğrulmuş; hilali, Hakk’ın ve ebedi istiklâlimizin mührü olmuştur.Böyle bir bayrak, her görüldüğünde bizlere yalnızca bir sembolü değil; aynı zamanda şehitleri, gazileri, fedakârlığı ve asaleti hatırlatacaktır.Hakk’a tapan bir milleti ilerletecek olan şey, yalnızca sabırla direnmek ya da karşı fikirle savaşmak değildir.
Aynı zamanda bu yolda bayrağın öfkesini, sitemini örnek alarak harekete geçmektir.Bu bağlamda, Necip Fazıl’ın şu sözü anlam kazanır: “Öfkesiz fikir ne kadar acıklı bir manzaraysa, fikirsiz öfke de o nisbette merhamete lâyık bir levha…” Burada bize düşen vazife ise, misyonumuz ve vizyonumuz olan fikirlerin sadece var olmasıyla yetinmeyip, onlara öfke ve hareket katmaktır.”
Eğer bu bilinç kuşanılırsa, vatan aşkıyla yanıp tutuşan gönüller hep bir olacak;İstiklâl uğruna dökülen kanlar, bayrağın gülen yüzünde bize bir umut ve zafer yolu çizecektir. İşte o zaman, hilâl uğruna verilen canlar, en yüce mânâsıyla helâldir diyebileceğiz.
