BAŞARININ KAPISINI HANGİ ANAHTAR AÇAR ?
İnsan hayatta hep bir şeyler olmak istiyor değil mi? Bir vasfı kazanmak, öyle biri veya böyle biri olmak istiyor. Bilgili biri olmak, zengin biri olmak veya ahlaklı biri olmak Ancak deneyimlerimiz onu gösteriyor ki vasıflı bir eleman olmayı istemek hiçbir şey ifade etmiyor.
Çoğumuz sürekli bir arzular yığını sırtımızdayken yaşamaya çalışıyoruz. Ancak bu arzular bize yük olmaktan başka bir şey ifade etmiyor gibi gözüküyor. Birkaç defa çalışsak da uzun süre gayret etsek de ip hep bir yerde kopuyor değil mi?
Yani bu bakış açısıyla başarıyı şöyle formüle edebiliriz. İsteklerimiz ve verdiğimiz kararlar bir şey ifade etmezler. Başarı verilen bir kararın ardından gelen değildir. Ya bu isteklerimizin konusu olan şeylere nasıl ulaşırız, yani başarıyı nasıl elde ederiz?
Bunun cevabı ise rastlantıdır. Aynı çıkıntılı bir delikten aşağı düşen jeton gibi bir anda takılmadan kayıvererek bir bilge veya güçlü bir sporcu olup çıkarız. Yani bu teorinin ortaya koyduğu başarı tablosuna göre başarılı insanın yüzünde her işi çok iyi giden birinin sevinci okunmaktadır.
Bu teorinin başarısı, başarılı insan sayısının azlığını çok iyi açıklayabilmesiyken yanıldığı şey ise iradeyi yani seçim hakkına sahip olduğumuzu reddetmesidir. Açıkça görüyoruz ki bir tuşa basıp basmama gibi herhangi bir işi yapıp yapmama hususunda açık bir seçim hakkına sahibiz. İstersek basarız, istemezsek basmayız.
Temelde seçim hakkına sahip isek daha karmaşık işlerde de seçim hakkına sahibiz demektir. Çünkü iradeli işler toplanıp, iradesiz bir işi meydana getiremez. Yani bir vasıf kazanmak gibi bir işi başarmak bizim tercihimize kalmış. Dolayısıyla başarısızlık istememek, başarmak ise isteyip karar vermek demek oluyor.
Kesinlikle istediğimizi yapabiliyoruz. Bunu reddetmemize imkân yok. Ancak çoğumuzun deneyimi onu gösteriyor ki içimizde istek ve kararlarımız olsa da yine de başarısız olabiliyoruz ve bundan büyük acı duyuyoruz.
Bunu açıklamak için istek ve kararlarımızın odak noktasını tespit etmemiz gerekir. İsteğimize neden olan şeyi, isteğimizden ayırdığımız isteklerimizin başarı getirmesi olası değildir. Mesela kaslı olmanın bağlı olduğu antrenmanı, ondan ayırıp yalnızca kaslı olmayı istersek bu istek bizi zorunlu olarak bağlı olduğu antrenmana götürecektir.
Belli bir süre antrenmana devam etsek de bir yerden sonra yapamamaya başlamalıyız çünkü antrenman yapmaya dair bir isteğimiz yok. Teorimize göre istek yoksa antrenman, antrenman yoksa kaslı vücut yani başarı yok. İşte isteklerimizi, başarıya konu olan şeyleri zorunlu bağlarından ayırarak doğrudan o şeye yöneltmemize “Heves” deriz. Heves ise daima başarısızlıkla sonuçlanır.
Eğer başarıya konu olan şeyi bir bütün olarak istersek bu başarıya götüren bir karar olmak yolundaki “İstikrar” olacaktır. Bir vasıf elde etmek demek, değişken bir varlığın üzerinde bir kural yani değişmeyen bir şey ortaya koymak demektir. Yani bu faaliyet öze karşı bir zıtlık içerir. Dolayısıyla değişken üzerindeki değişmezlik ancak “sürekli aynı yöne doğru değişmek” olarak algılanabilir.
Doğru kararlar ile zaman üzerindeki isimlerimize karar vermiş oluruz. Fiillerimizi aşan, bizle beraber gelen ve bize, özümüze dahil olan şeylerdir bunlar. “Namaz kılanlardan olmak” veya “İman edenlerden olmak” bunlar birer fiil gibi dursalar da aslında bunlar, fiillerin içerisindeki şahıs ile sürekli beraber olduklarından o şahsın manasına katılan isimlerdir. İnsan ismiyle cennete veya cehenneme gider.
Yapılıp devam edilmeyen, ben bu değilim diyerek itiraf edilen, tövbe edilen günahlar kişilerin üzerinde kalmaz, onlara isim olmazlar. İstikrar öze karşıt bir değişmezlik nişanı bulundurduğundan üstünde bir nevi sonsuzluk kokusu taşır. Sonsuz cennet ve cehennemin kapısı bu sonsuzluk kokusuyla açılır.
İstikrar şüphesiz insanın elindedir. Tek yapması gereken sebepleri istemektir. Sebeplerin gebe olacağı başarıyı elde etme isteği, insana sebepleri istemeyi kolaylaştırır. Evet, başarıları kararlar önceler ve başarısızlıklar öncelerinden bir istek, niyet ve karar geçmediğinden başarısızlıktır.
“Gerçekten de insan, ancak çalıştığını elde eder” Necm/39
