Akaid

Deli Zaman Gömleği

Cenab-ı Hak Hazretleri’nin bazı sıfatları vardır ki bunlar onun ilahi zatına mahsus olup, zati sıfatlar diye anılırlar. Bunlardan vahdaniyet ve vücut sıfatlarını önceki sayımızda işlemiştik. Bu sayımızda da Allah Teala’nın izniyle kıdem ve beka sıfatlarını anlatmayı istiyoruz. Onları birbirinden ayırmayıp beraber anlatacağız. Zira onlar sanki farklı şeylerden bahsediyormuş gibi olup aslında aynı şeyden bahseden sıfatlardır.

Kıdem sıfatı Allah Teala’nın ilahi zatının bir başlangıcının olamayacağını, ilahi zatın her şeyden önce var olup, yok olduktan sonra var olmuş olamayacağını, zaten hep var olduğunu anlatan sıfattır. Beka ise Allah Teala’nın asla yok olamayıp, her daim var olacağını anlatan sıfattır.

Şimdi diyeceksiniz ki; Niçin zahmet ediyorsun efendi! Zaten kıdem ve beka sıfatları şu yukarıda şapadanak tarif ettiğin gibi değiller mi? O halde niçin güzelim ellerini yazı yazacağım diye yoruyorsun? Biz zaten bunları biliyoruz. Bunları anlamak bize çok kolaydır.

Biz de diyeceğiz ki; “Siz, son ile başın ne demek olduğunu biliyoruz, hatta gün ışığı gibi bir açıklıkla biliyoruz diye sonsuzluk ile öncesizliğin ne demek olduğunu biliyoruz sanıyorsunuz. Siz bu sıfatların ne olduklarını değil ne olmadıklarını biliyorsunuz. Yani sonluluk ile önceliği bilmek imkanındasınız.

Çünkü insan idraki bu kavramları oldukları gibi kavramaktan acizdir. Sonra bu tersinden bilmekle doymuş gibi yapıyor, işin tamamı bundan ibaret gibiymişçesine bir bıkkınla şişiyorsunuz. Başı olmamayı başı bilinmeyen uzun bir doğru üzerinde tasavvur edip sonsuzluğu da devamlılık ve süreklilikle eş tutuyorsunuz. Halbuki vakıada sonsuzluk ve öncesizlik bundan bambaşkadır.

İnsan idrakinin aciz kaldığı bu kavramları açıklayamadığımızdan bizde başlılık ve sonsuzluğu anlatacağız. Zira bir sıfatı ne kadar iyi bilirsek o olmayanı anlamaya daha çok yaklaşmış oluruz.

Ama biz bu kavramları varoluşsal temelde ele alacağımızdan dolayı kelimeleri günlük hayatta kendilerinden anlaşılan manalardan farklı bir bakış açısıyla incelemiş olacağız.

İlahi zatın dışındaki varlıklar sonradan meydana gelmişlerdir. Sonradan meydana gelen varlıklar aynı lambanın içinde yanmakta olan ışığa benzer. Eğer bir saniye elektrik kesilse yok olur. Tüm varlığı an an elektriğe bağlıdır.

Mahlukat da aynı böyle Allah Teala’nın iradesine bağlı olarak vardır. Onlar da Allah Teala varlıklarını dilemese yok olurlar. Buradan anlaşılıyor ki bu mahlukat hem var edilerek var olma hem de var edilmeyince yok olma özelliğine sahiptir. Bu onu, varlığı mümkün yani her iki tarafa ihtimalli, muhtemel varlık yapar.

Şimdi şuraya dikkat edelim; madem ki varlıklar varlık çeşidi olarak ihtimallidir, ilahi kudret onları var edince onlar bu özelliklerini kaybetmemek adına yok olmaya muhtemel olabilmek için ikinci bir sahaya ihtiyaç duyarlar. Zira o ilk var ediliş hali o varlığın ta kendisi olacak olsa o muhtemel değil zorunlu varlık olur.

Yani Allah Teala onu var edince O’nun vermesiyle olsa da var oluşunda bir istiklal kazanmış gibi olur. Halbuki hiçbir istiklal söz konusu olmayıp varlığı hep yok olmayı beklemektedir. Var olmasının muhtemel olabilmesi için daima her var oluşundan sonra var veya yok olabilmesinin mümkün olduğu ilerideki bir imkân sahasına ihtiyaç duyar.

Şimdi anlaşılmış oldu ki bizler yani kâinat, evren, mahlukat öyle yalnızca var veya yok değiliz. Aksine biz daima olabiliriz. Sürekli bir tercih ve yeniden tercih içerisinde varlığımızı sürdürüyoruz. Varlığımızı sürdürürken de ortaya birbiri ardına sıralanmış fotoğraflar dizisi ortaya çıkarıyoruz.

İşte baş ve son kavramlarının anlam kazandığı nokta. Bu fotoğraflardaki varlık silsilemizin ilk fotoğrafına baş, son fotoğrafına da son diyoruz. Bu fotoğrafların arasındaki ilişkiyi de zaman diye isimlendiriyoruz. İşte Allah Teala Hazretleri kıdem ve beka sıfatlarının sahibi olarak zamana bağlı olmamış oluyor. Allah Teala kendi hakkında bir ihtimal geçerli olmaksızın yalnızca var. Ne bu fotoğraf karelerine muhtaç ne de kendini var eden başka bir zata.

Biz ise saniye ve dakikaların içerisindeyiz. Bu zaman birimleri bizim imkân sahalarımız. Biz mesela bir nesneyi, yahut özne olarak kendimizi bir şey sayıp tek bir varlıkla varmışız gibi düşünsekte, varlığımız parça bölük yansımalardan ibaret. Nabzımız yoklukla atıyor.

Hakikatte var olan Allah Teala’dır. O, varları var eden mutlak varın ta kendisidir. İnsanın sonsuz var olması da sürekli varlığının yokluğuna tercih edilmesinden ibaret. Yoksa hakkında yokluğun yok olması gibi bir sonsuzluk insan için düşünülebilir değil.

“Kendini bilen Rabbini bilir.” sözüne dayanarak kendimizi yaratılmış, sonradan var olmuş olmamız yönünden inceledik, sonrasında Allah Teala’nın yaratılanlara benzememesi sebebiyle kendi hakkımızda bildiğimiz aciz ve süfli vasıflarımızdan Allah Teala’yı tenzih ve takdis ettik.

İşte bir yanda insanı deli gömleği gibi saran zaman ve mekan ve öbür yanda zamansızlık demek olan kıdem ve beka. Allah Teala marifet nurlarıyla kalplerimizi ışıtsın. Sağlıcakla Kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir