Hakiki Kahramanlar

Rahman Taciri Abdurrahman B. Avf

Kendilerine idol arayan birtakım kimseler insan üstü özelliklere vakıf olmayı övünç kaynağı bilip sahte kahramanlar ürettiler. İnsani özelliklerinin yanı sıra bir insanın başaramayacağı kadar farklı özelliklere sahip kahramanlar, yıllarca çocukların ve gençlerin ulaşamayacakları hedefleri haline geldiler. Kimisi astral seyahat yaparken kimisi de farklı bir gezegenden gönderilen ölümsüz kahramanlar türettiler. Bizlere uzak olan bu kahramanlar her çocuğun gözünde onun gibi olmayı hayal ettirirken birtakım gerçeklerden de bizleri uzaklaştırdı.

Film izlemeye başlayan her çocuk artık sadece uçabilmeyi daha hızlı koşabilmeyi, ölümsüz olmayı ve hatta çekici ile dünyayı ters çevirebilecek kudrette olmayı bir meziyet bildi. Ve bu kahramanlar gibi olma yolunda tüm hayal gücünü sarf ederken imkânsız olduğunu fark ettiğinde ise asıl örnek alınması gereken özellikleri ve şahısları da ters tepti. Bu yüzden sizlere bugün İnsanın ayrıcalık sahibi olmasının insan olup da bir şeyler başardığında olacağını ve dahi bu yaptığında da samimi olmayla neticeye ulaştığını bir örnek ile göstermek istiyorum.

Bu örneğe ise en büyük eksikliğimiz olan doğru, dürüst ve güvenilir olmak ile taçlandırıyor ve sizlere tarihin en liyakatli en dürüst insanlarından biri olan Abdurrahman b. Avf (r.a.) tanıtmaya başlıyorum. 581 yılında Mekke’de doğmuştu. Annesi Şifa Hatun İslam için nice zorluklara göğüs germiş ve mert bir çocuk yetiştirmişti. Zuhreoğulları kabilesine mensup olan Abdurrahman b.Avf pek mahir bir tacirdi. İslamiyet’ten sonrada tüccarlığa devam etmiş bize örnek bir doğru tacir modeli çizmiştir. Ticarette ki bu doğruluğundan dolayı Rahmanın Taciri unvanını almıştır. Kendisi dünyadayken cennet ile müjdelenmiş on sahabeden biriydi.

En Büyük Varlığı Resul’e tabi olmasıydı.

Kimi zamanlar ashabın yanında kıtlık vakti insanların infak etmeye çekineceği miktarda para ve hayvan infak eder başta Peygamberimiz (s.a.v.) olmak üzere etrafındaki herkesi hoşnut ve mesrur ederdi. Hatta bir keresinde Tebük Gazvesine hazırlanılırken Abdurrahman (r.a.) ordu için tam kırk bin dinar ve bir o kadar da gümüş infak edince Hz. Ömer (r.a.) dayanamayıp onu efendimize şikâyet etti. Bunun üzerine efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular Ey Abdurrahman ailene hiçbir şey bırakmadın mı ?-Ya Resulullah infak ettiklerimden daha iyi ve güzelini aileme bıraktım. Dedi. Efendimiz peki nedir onlar deyince Allah ve resulünün vat ettiği rızkı, hayrı ve tabi ki ecri…

İtaati ve Kanaatkarlığı Bir ziyafet vakti hıçkıra hıçkıra ağlayarak Vallahi! Allah (azze ve celle)’nin bize sevabımızı dünyada peşin olarak vermesinden ve ahiretimize bir şey kalmamasından korkuyorum. Demişti.

Vefakarlığı ve Sadakati Kendisi ilk muhacirlerden olduğu gibi Allah ve Resulün’e aşırı derece bağlıydı. Efendimiz ne dese yapar. İkiletmezdi. Vefakarlığını ve sadakatinin zirve noktada olduğunu şu kıssadan anlayabiliriz: Efendimiz bir gün Mescitte iken Sahabeler’e Kelb kabilesini İslam’a davet etmesi için bir elçi ve onunla beraber yedi yüz kişilik bir ordu göndereceğini söyler. Sahabeler’e bakar ve Abdurrahman b. Avf a dönerek şöyle der; -Ya Abdurrahman bu işe ne dersin? O da cevaben: ‘‘-Ya Resulullah yolculuk elbisem üzerimde hazırdır. Sen yeter ki yürü de Vallahi biz Allah deyip yürüyeceğiz ve arkamıza dahi bakmayacağız.’’ der. Dediği gibi Kelb kabilesinin diyarına varır. İslam’a davet eder. Kabile reisi Asbağ b. Salebe ise bir süre diretse de en son kabul eder ve Efendimizin buyruğu üzere kabile reisinin kızı Tumadır ile evlenir.

Merhameti ve Şefkati

Ayrıca çok merhametli ve şefkatlidir. Buna ise şöyle bir kıssayla değinelim: Ümeyye b. Halef ile bir yerde karşılaşırlar. Ümeyye Abdurrahman’ın cahiliye döneminde en sevdiği arkadaşı ve dostudur. Ümeyye Hz.Abdurrahman’a Ya Abdulavf diye seslenir. Abdrurrahman yüzüne bakmaz. Tekrar seslenir yine ses çıkmaz. Ümeyye der ki: Abdulavf niye duymuyorsun? . Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf der ki: Benim adım Abdulavf değil Abdurrahmandır. Der. Ümeyye bunu duyunca orada öyle bir sinirlenir ve der ki Ah! Muhammed yılların dostumu elimden aldın. Şimdi de insanların babalarının ve atalarının verdikleri isimleri değiştiriyorsun.

Ümeyye bir türlü anlamıyordu. Ve Abdurrahman’a dedi ki: Ben ölürüm de sana Rahmanın kulu demem çünkü biz Mekkeliler Rahman nedir bilmeyiz. Ya arkadaşlığımızı burada bitireceğiz ya da ben sana bundan sonra sana Abdullah diyeceğim. Abdurrahman biraz düşündü. Arkadaşlığı bitirince Ümeyye yeni mesajlara belki daha fazla düşman olacaktı, belki arkadaşlığının sürmesi onun da gönül sandıklarının açılmasına sebep olabilirdi. Hem de isminde şirke dair bir ifade de yoktu. Bundan dolayı, peki sen bana Abdullah diyebilirsin. Dedi. Bu arkadaşlık devam etmiş Medine’ye hicret edileceği vakit malını neyi var neyi yok hepsini arkadaşı Ümeyye b. Halefe bırakmıştı. Medine demişken Mekke’den hicret eden Muhacirlerin birer Ensar kardeşi olduğu gibi Abdurrahman b. Avf’ın hakkına Ensar’ın zenginlerinden Sad b. Rebi (r.a.) düşmüştü. Ve birkaç ay onunla aynı evde kalmışlar, Sad b. Rebi (r.a.) Hz. Abdurrahman’ın rahatı için ne varsa yapmaya hazırdı. Tam bir dostluk örneğiydi. Abdurrahman b. Avf ise tevazu ve alçakgönüllülüğünden ödün vermiyor Sad b. Rebi (r.a.)’ a kendini yormamasını söylüyordu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir