Ümmetin Emini Ebu Ubeyde B. Cerrah
İçerisinde bulunduğumuz çağın en büyük eksikliklerinden biri “Güvenirlik” tir. Gelişen toplumun ve çağın getirdiği yeniliklerle beraber maalesef ki bazı toplumsal sıkıntılar ve kargaşalar meydana gelmiştir. Bu kargaşaların oluşturduğu atmosfer içimizde bulunan bir takım güzel hasletlerin gitgide azalmasına neden olmuştur ve hatta kaybolmaya yaklaşmıştır. Bu unutulmaya yüz tutmuş hasletlerin başında da “GÜVENİLİRLİK” gelmektedir. Bizler, bu asrın insanı ve ümmet-i Muhammed’in birer bireyi olarak, ünsiyeti, birlikteliği ve dayanışmayı arttıran bu güzel haslete açız.
Bu hasleti kuvvetlendirmek ve yeniden kazanmak için birçok mekanlara ve mecralara giriyoruz. Amma ve lakin bu güzel niyetimizi ve düşüncelerimizi kullanıp tekeline çekmek isteyen nice art niyetli grup ve kişiler var. Bu art niyetli kişiler bazı olumsuz şahsiyetleri topluma rol model olacak birer kahraman gibi tasarlayıp, fikir algısı ve subliminal mesajlarla insanların beyinlerini yıkamayı amaçlıyor. Bize düşen medeniyetimizin ve kültürümüzün bize çizdiği ahlaki çizgiler statüsünde gitmek ve gerçek kahramanları rol model edinmektir. Geçen yazıda size tarihin en dürüst ve liyakatli insanını anlatmıştım. Şimdi ise en güvenilir insanından bahsedeceğim.
Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a) nübüvvetten önce 27 (miladi 583) yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Asıl adı Amr bin Abdullah olan Ebu Ubeyde çocukluk yıllarında babasının ilgilenmesiyle iyi bir eğitim görmüştür. At binmeyi, kılıç ve ok kullanmayı, okuma yazmayı, ticaret adabı ve hukukunu genç yaşta öğrenmiştir. Ebu Ubeyde (r.a)’nin babası ve annesi Haris oğulları kabilesine mensuptu. Babası yıllar boyu gönlünün baş tacı ettiği putlarından ayrılmamış ve Bedir meydanında küfür üzere ölmüştür. Annesi ise İslam ile şereflenerek oğlu, gözünün nuru Ebu Ubeyde’siyle birlikte ömrünü bu yola adamıştır.
Birçok sahabenin çektiği sıkıntıları bizzat görmüş ve bu durumlarla karşı karşıya gelmiştir. Acıların arttığı ve dayanacak takatin kalmadığı zorlu Mekke günlerinde Âlemlerin Efendisi (sav)’nin Habeşistan’a hicreti önermesiyle 101 sahabenin bulunduğu hicret kervanına katılmış, doğup büyüdüğü bu toprakları bırakarak Habeşistan’a hicret etmiştir.
Efendimiz (sav)’ in ”Her ümmetin bir emini vardır. Bizim ümmetimizin emini de Ebu Ubeyde bin Cerrah’tır.” Hadis-i Şerifi’ne nail olmuş, ümmet içerisinde “Emin’ül-Ümme” Ümmetin Emini olarak anılmıştır. Tarihler hicretin 2. yılını gösterdiğinde müşriklerle İslam ordusu arasına Bedir Muharebesi gerçekleşmiştir. Bu zorlu gün her sahabeyi yormuş ama davalarına olan bağlılıklarını göstermiştir. Yetmiş dördü Muhacirlerden oluşan 313 Sahabe, Bedir meydanında baba, oğul, kardeş, akraba demeden Allah (c.c)’ın davası için savaşmış ve bir an dahi olsun hak olandan vazgeçmemişlerdi. İşte bunun en büyük örneklerinden biri de Ebu Ubeyde (r.a) idi. Ebu Ubeyde (r.a) savaş meydanında defalarca babası Abdullah ile karşı karşıya gelmiş, şefkat ve merhametinden dolayı ondan sıyrılmıştı. Ancak Abdullah bin Cerrah, oğlu Ebu Ubeyde (ra)’nin peşini bir türlü bırakmıyordu. Son bir defa karşısına çıkınca küfürde ısrar eden babasını bir kılıç darbesiyle yere serdi.
Yaptığı zorda olsa davasına aşırı bağlılığından dolayı Mücadele suresinin 22. Ayeti “Allah’a ve Ahiret Gününe inanan hiçbir toplumu Allah’a ve Resulüne düşman olanı severken göremezsin velev ki oğulları ya da babaları olsun.” ile müşerref olmuştu. Ebu Ubeyde (r.a)’nin kahraman ve eminliğine örneklerinden bir tanesi ise Uhud savaşında Efendimiz (s.a.v)’e siper olması ve Efendimiz (sav)’i daraltan, canını acıtan mihver halkalarını ön dişlerine mal olmasına rağmen çıkartmasıydı. Onun bu kan revan haline dayanamayan Ebu Bekr-i Sıddık (r.a) Ebu Ubeyde (r.a) ye kalan halkaları kendisi çıkarmayı teklif etmiş ama fedakâr Ebu Ubeyde (r.a) ise “Ya EbEbubekirllah Resulü ile arama girme!” demiş ve canını dişine takıp bütün halkaları sökene kadar durmamıştır.
Hicri 8. yılda Allah Resülü (s.a.v) on bin yiğit ile Mekke üzerine sefer düzenlemiş ve ordunun 4 komutanından birini cesareti ve eminliğine güvendiği Ebu Ubeyde olarak belirlemiştir. Ebu Ubeyde (r.a) bunun dışında birçok savaşta ordu komutanlığı yapmış, görevini hakkı ile ifa etmiştir.
Verilen söze karşı eminliğine ve dürüstlüğüne en büyük örneklerden biri “Zatülselasil” seriyyesidir. Zatülselasil , Medine’ye 10 günlük mesafede Şam bölgesine yakın bir yer olan Vad’ül Kura’da bulunan bir suyun adıdır. Allah Resulü (s.a.v) daha öncesinde Amr bin As (r.a)’ı o bölgeye tebliğ ve davet çalışmaları yapılması için göndermiştir. Amr bin As oradaki bazı kabilelerin kendilerine saldırmak için hazırlandıklarını görünce Efendimiz’i (s.a.v)’e mektup yazarak takviye güç istemiş, Efendimiz (sav) de içerisinde Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (r.a) gibi sahabelerin bulunduğu bu ordunun başına Ebu Ubeyde (r.a)’i atamış ve ona şu sözleri söylemişti “Ey Ebu Ubeyde! Komutan sensin ama Amr bin As’ın yanına vardığında sakın onunla ihtilafa düşme!”. Bu nasihatin içerisinde barındırdığı ince manaları anlayan Ebu Ubeyde (r.a) takviye için gittiğinde Amr bin As (r.a) ile tartışırken bu sözleri nakletmiş ve şöyle buyurmuştu “ İşte ben Allah Resulünün (s.a.v) bu uyarısı gereği ve İslam ordularının selameti açısından hakkım olan komutanlıktan feragat ediyor ve sana itaat ediyorum”.
