Aslan’ın Pençesi Sa’d B. Ebi Vakkas
Cesaret ve cengaverlik deyince akla gelen ilk isimlerden biri ümmete ve ümmetin sevgilisine şecaatini ve yiğitliğini kanıtlamış, zor zamanlarda en önlerde durmaktan bir an dahi geri durmamış, adaletsizliğe karşı hiç susmamış bir aslan Sa’d bin Ebi Vakkas. Gelin bu yazımızda “Aslanın Pençesi” diye namlanmış cengâver Sa’d bin Ebi Vakkas’ı tanıyalım:
Miladi 593 yılında Mekke’de dünyaya geldi. Babası Malik bin Ubeyd Arapların arasında meşhur bir tüccar idi. Kendisi nübüvvetten önce vefat etmiştir. Annesi Hamne binti Süfyan Ebu Süfyan’ın amcasının kızıdır. Hamne ilk yıllarda İslam’ın ilahi mesajlarına karşı gelmiş ve küfür üzere ölmüştür. Sa’d bin Ebi Vakkas çocukluğundan beri hem ailesi hem de Mekkeliler tarafından sevilen biriydi. Babası Malik onu ticaret ve atıcılıkta çok iyi yetiştirmişti.
İslam’la Şereflenmesi
Günlerden bir gün Sa’d rüyasında etrafı kaplayan bir dolunay görmüş ve etkisinde kalmıştı. Bu olayı Hz. Ebubekir’e (r.a.h) anlatmıştı. Hz. Ebubekir ise ona “Ey Sa’d sana o dolunayın kim olduğunu göstereyim mi?” demiş, Hz. Sa’d ise bu daveti severek kabul etmişti. Hz. Ebubekir Sa’d’ı yanına alarak Ecyad mevkisine gelmiş ve ona dolunayı yani alemlere rahmet olan Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem’i göstermişti. Sa’d onu namaz kılarken görmüş ve İslam hakkında birtakım sorular sormuş, neticesinde İslam ile şereflenmişti.
Medine’ye hicret ve birtakım olaylar
Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.h) İslam’ın ilk günlerinde efendimiz, alemlere rahmet Hz. Mustafa (s.a.v) ile beraber sıkıntılara göğüs germiş, İslam için çokça fedakârlık yapmıştı.
Bir gün kendisinden Müslümanlara uygulanan boykot dönemindeki zorluklardan bahsedilmesi istendiğinde yeni Müslüman olanlara şöyle demişti: “Günlerdir ağzıma bir lokma koyacak bir şey bulamamıştım.
Bir gün gece vakti yolda giderken yerde küçücük bir deri parçası buldum. Onu alıp güzelce temizledim ve biraz ısıtıp ağzımda çiğneyerek birkaç gün daha açlığımı gidermiştim Yine ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz olmadan Resulullah ile birlikte çok günler geçirdiğimizi hatırlıyorum.” İslam nuruyla dünyayı aydınlatalı 13 yıl olmuştu ve artık yol gözüküyor Allah için hicret vakti gelip çatıyordu. Hz. Sa’d kardeşi Umeyr (r.a.h) ile birlikte Efendimiz (s.a.v) önderliğinde Medine’ye hicret etmişti. Amaç İslam toplumunun kurulması ve İslam’ın daha da büyümesiydi. Ensar ve muhacir kardeşliğinden Hz. Sa’d’ın nasibine Medine’nin S’adı diye bilinen Abdüleşhel oğullarının lideri Hz. Saab bin Muaz düşmüştür.
Medine’ye hicret ve birtakım olaylar
Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.h) İslam’ın ilk günlerinde efendimiz, alemlere rahmet Hz. Mustafa (s.a.v) ile beraber sıkıntılara göğüs germiş, İslam için çokça fedakârlık yapmıştı. Bir gün kendisinden Müslümanlara uygulanan boykot dönemindeki zorluklardan bahsedilmesi istendiğinde yeni Müslüman olanlara şöyle demişti:
“Günlerdir ağzıma bir lokma koyacak bir şey bulamamıştım. Bir gün gece vakti yolda giderken yerde küçücük bir deri parçası buldum. Onu alıp güzelce temizledim ve biraz ısıtıp ağzımda çiğneyerek birkaç gün daha açlığımı gidermiştim Yine ağaç yaprağından başka yiyeceğimiz olmadan Resulullah ile birlikte çok günler geçirdiğimizi hatırlıyorum.” İslam’ın nuruyla dünyayı aydınlatalı 13 yıl olmuştu ve artık yol gözüküyor Allah için hicret vakti gelip çatıyordu. Hz. Sa’d kardeşi Umeyr (r.a.h) ile birlikte Efendimiz (s.a.v) önderliğinde Medine’ye hicret etmişti.
Cihada Düşkünlüğü ve Cengaverliği
Efendimiz (s.a.v) Bedir Savaşı’ndan önce birçok seriyeler göndermişti. Sa’d bin Ebi Vakkas bu seriyelerde hep görevi almak için tutuşurdu. O, Efendimiz’in kendi hakkında “Harp sevdalısı bir adamdır.” buyurduğu cengaverlerin cengaveri, kutlu bir sahabiydi. İslam’a hizmet onun için yaşamın amacıydı. Bu kutlu ve yüce dava için her şeyinden vazgeçmiş ve nice zahmet ve zorluklara katlanmış bu mert sahabi Rabiğ Seriyyesi’nde bir ilke imza atmıştı.
Ebû Süfyan’ın emrinde olan 200 kişilik müşrik ordusuyla Ubade bin Haris’in yanında bulunan sahabiler uzaktan ok atmışlar, birbirlerine karşı güç gösterisinde bulunmuşlardı. Sa’d (r.a.h) İslam ordusu kumandanı Ubeyde bin Haris’ten ok atmak için izin almıştı. Kemankeşlikteki maharetini öyle bir gösterdi ki gökten adeta müşriklerin üstüne ok yağmuru yağıyordu. O oklardan biri müşriklerden birine isabet etmiş ve bu şekilde Allah yolunda ilk oku atan olma şerefine nail olmuştu. Bu dehşet verici manzaraya şahit olan müşrik ordusu gerisin geri Mekke’ye kaçmıştı.
Hz. Sa’d o gün Bedir Savaşı’nda kardeşi, canının parçası, gözünün nuru, biricik Umeyri’ni şehit vermişti. Ağlıyordu ama isyan ettiği için değil hem hüzünden hem de şehit olmasının sevincinden ağlıyordu. Abdullah bin Mesud (r.a.h) o gün Hz. Sa’d’ı şöyle anlatıyor “O gün Sa’d yaya idi. Ama uzaktan görenler onu atlı zannederdi, çünkü öyle savaşıyordu ki ancak bir binek üzerinde olan öyle savaşabilirdi.
Hz. Sa’d’ın Cesareti
Bedir Savaşı’nda kardeşi Umeyr’i şehit veren Hz. Sa’d, hem hüzün hem şehadet sevincini yaşıyordu. Abdullah bin Mesud onun cesaretini şöyle anlatır: “Yaya idi ama savaşırken atlı sanılırdı.”
Uhud’da Müslümanlar sıkışınca, Efendimiz (s.a.v) “Ben Allah’ın Resulüyüm, buradayım!” diye seslendi. Sahabe toparlandı, Resûlullah’ı korumaya koştu. En önde Hz. Sa’d vardı. O an Peygamberimiz şöyle buyurdu:
“Ey Sa’d! At! Anam babam sana feda olsun!”
Efendimiz ve ashabla nice nice başarılara ve zaferlere şahit olan bu kutlu sahabi 80 küsür yaşında miladi 650 yılında hayata gözlerini yummuştu. Cesaret ve yiğitlik insanı bir hayat boyu mesrur ve bahtiyar eder, özellikle bu Allah’ın (c.c) yolunda ise.
