Tasavvuf

Münkir ve Mürid-I

-Münkir: Merhaba

-Mürid: Buyurun?

-Münkir: Sizin anlayacağınız tabirle ben bir münkirim

-Mürid: Ne istiyorsunuz?

-Münkir: Sizinle konuşmak. Daha doğrusu mantıksız bulduğum fikirlerinizi, akla aykırı hareketlerinizi ve değişik hallerinizi sorgulamak istiyorum. Bakalım müridlik kisvesi altında kabullendiğiniz hayat felsefesi ne kadar doğru ne kadar yanlış.

-Mürid: Gelin, şöyle oturalım. Sorgulamak istediğiniz meseleleri en derin manalarına kadar inceleyelim de akla uymayan tavır bu işin neresinde kendi gözlerimizle görelim.

-Münkir: Pekâlâ

-Mürid: Öncelikle sizin gibilerine bir soru sormak gerekiyor. Siz, her şeyden önce bu meselenin hükümlerini etraflıca araştırıp nefsinizi sineye çekerek hakikati arama yoluna mı düştünüz, yoksa sırf kendi aklınıza uymuyor diye bütün konular hakkında asılsız fikirler yürüttükten sonra bu fikirlerinizi açarak tatmin olmak mı istiyorsunuz?

-Münkir: Ben alim zannettiğiniz birçok insandan daha fazla araştırma yapmakla beraber nefsimi de muhasebe ettim. Artık sizi gittiğiniz yoldan çevirmek, gerçek ve doğruyu göstermek çabasındayım. Buna hakikati aramak mı dersiniz yoksa tatmin olmak mı bilemem.

-Mürid: Sizi dinliyorum.

-Münkir: Bir kere ben, şeyh ve mürşid gibi kavramları reddediyorum. Peygamber ve onun ashabına tabi olmak dururken, şeyh olduğunu iddia eden bazı insanlara uymak ve bu insanların asrı saadette hiç görülmeyen vird, rabıta gibi bid’atlarının peşinden koşmak, bir zaman sonra Allah’ı ve Peygamberi görmezden gelmeye kadar ilerlemez mi?

O kadar ki; Kur’andan ve siyerden habersiz olan insanlar, mürşidin eteğine yapıştıktan sonra kendilerini cennetlik zannediyor, belki ‘’Şeyhim bana yeter.’’ diyerek Müslümana yakışmayan hareketlerle yaşamına devam ediyor.

Yoksa sizin mürşid diye isimlendirdiğiniz adamlar, kendisine tapan insanlara, para peşinde koşan gözü dönmüş papazlar gibi cenneti mi vaat etmekte?

Şimdi bana, her Tasavvuf inkarcısıyla karşılaştığı zaman onu dinlemeksizin “Alimler Peygamberlerin varisleridir.’’ hadisini zırh edinerek kalıplaşmış cümleler savuran acemi müridler gibi cevap vermeyin. Sorum şu; dini meseleler hakkında kafası karışan herhangi bir insan, alimlere danışıp sıkıntısını giderebilir. Hatta onunla irtibatı kesmeden hayat boyunca istifade edebilir. Bunda hiçbir tuhaflık yoktur.

Fakat yirmi yaşlarında aşık bir genç edasıyla o alimin peşinde pervane olup, ona tapar gibi davranması da ne oluyor? Daha nicelerini gördüm ki; mürşidinin arkasında cemaatle namaz kılarken bizzat o namazın içinde cezbeye gelip, mürşidinin ismini sayıklıyor…

Kudretimiz yettiğince namaz boyu Allah dışında hiçbir şeyi aklımıza getirmemek için çabalamamız gerekirken, mürşid ismi sayıklamak gibi bir deli saçmalığını hangi sağlıklı fikir kabul edebilir? Böyle haller, belki sizin bile farkınızda olmadan yavaş yavaş mürşidinizi İlahlaştırdığınızın sabit ispatıdır.

-Mürid: Siz de, pek çok münkirde görüldüğü üzere, meselenin kabuğunda kalmış, özüne nüfuz edememişsiniz. Bu yolda mürşidi İlahlaştırmak yahut Peygamber seviyesine çıkarmak gibi safsatalara yer yoktur. Allah, varılması gereken bir hakikat, Peygamber ise başlangıç noktasından o hakikate uzanan bir denizdir. İşte mürşidler bu denizi aşmamız için gönderilen gemilere benzer. Gemi olmadan denizi tek başına aşmak ne kadar zorsa, mürşid olmadan Peygambere yaklaşmak ve devamında Allah’ı bulmak ta o kadar zor bir iştir.

Bu teşbihi iyice kavradıktan sonra mürşidin gerekliliğini anlayabiliriz. Aslında sizin kafanızı karıştıran şey, ferdin hususi hatalarını, cemiyetin umumi sahasında tatbik etmeye çalışmanızdır. Bir müridin, cahillikten dolayı yaptığı hatayı mürşide isnat etmeniz, düşüncelerinizi tam manasıyla gözden geçirmemenizden kaynaklanıyor.

Zaten siz münkirler ikiye ayrılırsınız; Hiçbir şey bilmeden kulaktan duyma bilgilerle asılsız hükümler verenler ve sizin gibi, akıl ve şüpheye dayanaraktan meseleyi iyice boğanlar, içinden çıkılmaz hale getirenler.

Halbuki akıl, bir işin yüzeysel yanını kavradıktan sonra çaresiz kalır. Gerisi ruh ve hissiyatın ilahi ahengine tabii olur. Nitekim Hz. Ali “ Kim aklına güvendiyse o kişi delalete düştü.’’ buyurmaktadır.

-Münkir: Söylediklerin bir noktaya kadar doğru olmakla beraber birtakım hataları da beraberinde getiriyor. Akıl acizdir. Fakat bu onu tutup ta bir kenara atacağımız anlamına gelmiyor. Kuranı kerimde ‘’Akıl etmez misiniz?’’ ayetleriyle çerçevelenen bir sürü hadise mevcut. Ben bir kişinin hatasını cemiyete isnat etmiyorum. Zira bu, saçmalığın en büyüğü olur. Sıkıntı şurada ki; söylediğim hatalar üç beş kişiye mahsus değildir. Bilakis birçok kişide görülmüştür. Hal böyle olunca ister istemez mürşitte bir sorun olduğunu kabul etmem gerekiyor. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Ahlaksız bir çocuğun babasını kınamak yanlış mıdır?

-Mürid: Yani siz, demek istiyorsunuz ki bir Müslüman namazını yanlış kıldığı zaman hatayı Allah’ta aramalıyız! Kaldı ki bu devirde üç beş değil, binlerce insan namazında hata yapmasıyla beraber bazı Müslüman geçinenlerde var ki namaz bile kılmıyorlar.

-Münkir: Hayır, öyle demek istemiyorum.

-Mürid: Söyledikleriniz işi bu noktaya getiriyor.

Bakın, Allah Teâlâ ayeti kerimede ‘’ sadıklarla beraber olun’’ buyuruyor. İnsan ne yaparsa yapsın hataya düşmekten kurtulamaz. Mühim olan şey, yapılan hatalardan sonra pişman olup sonrasında tövbe etmektir. “Alimler Peygamberlerin varisleridir.’’ hadisinin sırrı burada kendisini gösteriyor. Asr-ı saadette sahabe efendilerimiz, genç aşıklar gibi Peygamber Efendimiz’e bağlıydılar. Annelerinden babalarından önce O vardı. Bir sıkıntıları olursa Ona danışır, yokluğunda onu düşünürlerdi.

Nasıl ki genç bir aşık sevgilisini düşündüğü esnada huzur buluyorsa sahabe efendilerimizde aynı şekilde o huzurun getirdiği nur ile Allah’a yaklaşıyorlardı. Bu devirde yapılması gereken en güzel hareket, Peygamber Efendimizin varisleri olan alimlere biat ederek onların nurundan istifade etmektir. Ve bu silsile yoluyla önce efendimize ulaşmak, nihayetinde Allaha kavuşmak niyet edilir.

Mürşitlerin, Allahtan ve Peygamberlerden uzaklaştırdığını düşünmek, namaz kılmanın insanları kötü yola sevk edeceğini iddia etmek kadar içi boş bir kuruntudan ibarettir. Şayet bir insan namaz kıldığı halde kötü işleri terk etmiyorsa o kıldığı namaz faydasızdır. Ya abdestinde ya niyetinde yahut bunun gibi sebeplerden dolayı kıldığı namaz geçerli değildir.

-Münkir: Mesela bizzat ben, mürşide bağlandığım zaman ne imanım kuvvet buluyor, nede Allah’a yaklaşıyorum.

-Mürid: Sen mürşide bağlandığın zaman Allaha yakınlaştığını hissedemiyorsan tıpkı namaz meselesinde olduğu gibi, seninle alakalı bir sıkıntı vardır. Şimdi senden elini kalbine koyarak hakikati söylemeni istiyorum. Mürşide bağlanmadan önce aklında o mürşidle alakalı olarak az önce anlattığın fikirler var mıydı?

-Münkir: Ben hakikatlerden kaçmam. Evet, vardı. Söylediklerin mantıklı fakat tamamen doğru mu yoksa yanlış mı karar veremiyorum. Saf bir akılla, zabıtaya teslim olan mahkumlar gibi mürşide bağlanmayı deneyeceğim. Buna rağmen haklı olduğunu sakın düşünme! Cevabını veremeyeceğin çokça sorularım var. Şimdilik bu kadar konuşma yeterli. Bana biraz zaman tanımanı istiyorum.

-Mürid: Zaman senin olsun. Unutma, Allah imhal eder (mühlet verir) ama ihmal etmez…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir