SONSUZLUĞA DOĞRU AÇILAN KOLLAR
Sürekli hayaller kurar bir şeyler elde etmek isteriz. Peki ya siz de benim gibi hiç ölümsüz olmayı ve sınırsız güçlere sahip olmayı düşündünüz mü? Sürekli bir düşünce geliyor içime ölümsüz bir dünyada yaşıyor halde buluyorum kendimi. Elimi uzatıyorum bulutlara ya ayağım uzuyor ulaşabilmek için ve yahut ellerim…
Geziyorum bulutlar arasında ve ansızın bir Anka Kuşu geliyor karşıma, üstüne atlayıp geziyoruz beraber. Bir kanat çırptığında gözle görülebilecek en ileri yere gidiyoruz. Yalnız bir süre sonra yoruluyor ve sıkılıyorum. Bunun gerçek olamayacağını fark eden beynim bırakıyor bulutlardan beni aşağıya. Bazen uykudan uyanıyorum bu hayallerle, bazen ise tekrar gündelik işlerimle uğraşırken buluyorum kendimi.
İllaki hepimiz ufukların ötesini görmeyi, ölümsüzlüğü tatmayı, sınırsız güç ve kudrete ulaşmayı hayal etmişizdir. Belki de bazılarımız hala kısa yoldan ve hiç çalışmadan gökten para yağmasını bekliyor olabilir. Ancak sizlere bir şey söyleyeyim mi? Bunlar hayal olsa da gerçekleştirebilirsiniz. Nasıl mı? Gelin işe koyulalım…
Doğmuş olduğumuz bu evren gözlerimiz açılmasıyla bizlere acıyı tattırmış, çaresiz ağlamalarla ağırlamışta olsa bizleri, bu ağlayış bizler için bir başlangıçtır aslında. Yeniye olan yeni bir başlangıç. İnsan doğumundan itibaren bir şeyleri idrak etmeye başladığında etrafındakilerin yaşam kaosuna sürüklenir ve etrafına göre şekillenir.
Herkesin adeta hareket içinde olması kendisinin de bir şeyler yapması gerektiğini düşündürür ve bir yerden işe başlar. Hatta bazen neyi niye yaptığını bile bilemeyebilir. Bu gerçeklere erkenden gözlerini açmak, derin bir uykudan uyanmak gibidir. Çünkü sınırsızlığı elde etmenin birtakım yolları vardır. Henüz bu yolları bilmeden işe koyulmak ise dere görmeden paçaları sıvamak gibidir.
Genellikle birkaç geçici ihtiyaç için hırsa kapılan insanlar ulaşamayacakları arzularıyla günden güne kendilerini yer bitirirler. Zira arzular hırslarla beraber artar. Kısa bir süre çıkılan bir tatili düşünelim. Bir haftalık tatil için bir sene çalışır, mesailere kalırız. Çok zengin olsak bile hesabını yaparak kendimizi harcarız.
Oysaki dünyanın en güzel yerinde bir hafta yaşamak hiçte sınırsız haz veren bir şey değildir. Bir anlık gelen hazlar geçici olur ve yerlerine büyük bir boşluk bırakırlar. İnsan ise bundan böyle o boşluğu doldurmak için seyahatlerini artırır, ta ki ömründen bir yaprak düşer ve ölüverir.
Peşinde koştuğu boşluk, onun hayatını kafese çevirmiş ve acizliği tadarak zelil bir ölüm gerçekleşmiştir. Şimdi siz bu örneği, ulaşmak için her şeyimizi ve hatta vaktimizi heba ettiklerimize uygulayın ve sınırları olan bir dünyayı bizlerin aşamayacağını düşünün.
Peki ya sınırsıza ulaşma arzumuz. Evet, bu talebimizi bu dünyada gerçekleştiremeyiz ama bu dünyayı bir köprü olarak kullanabiliriz. Mesela bir sınırsız ve ölümsüz aramaya başlayarak işe koyulabiliriz. Bir ipin sonunu görmek istiyorsak önce başına bakmalıyız. Bu şekilde düşündüğümüzde akıl, doğmamış ve sonradan var olmamış bir varlığa çıkıyor. Evet bende ondan bahsediyorum. Allah (azze ve celle) ile dost olmaktan ve onun ile irtibata geçmekten söz ediyorum.
Bu dünya bir durak yeridir. Yani asıl amaca ulaştıracak bir vasıtadır. Tabi ki bu dünyanın da bazı gereçleri yok değildir. Yalnız mühim olan ne kadar dünyada olsan da ona verdiğin değerdir.
Sınırsıza ulaşmak ancak ve ancak sınırlı bir dünya da sınırsızın dediklerini yapmayla olabilir.
