Tasavvuf

Hak Yolunda Manevi Bir Seyr : Tarikatlar

Tarikat, sözlükte “yol” manasına gelir. Tasavvuf ıstılahında ise mürşid ve müridi Allah’a ulaştıran birtakım adapların toplandığı yoldur. Necmeddin-i Kübra (k.s) kişiyi Allah’a götüren yolları tarik-i ahyar, tarik-i ebrar ve tarik-i şettar diye üç ana grupta toplamıştır; ilkini namaz, oruç, hac gibi ibadetler ve salih amellerle ruhunu olgunlaştıranların, ikincisini mücahede ve teslimiyet ile nefsini terbiye ederek güzel huylar kazananların, üçüncüsünü ise her ikisiyle beraber aşk, cezbe ve muhabbetle Hakk’a doğru teveccüh edenlerin yolu olarak ifade eder.

Sivasizâde merhum “Kişiyi Allah’a götüren yolların adedi mahlukatın nefesleri adedincedir.” buyurmuştur. Bu söz aslında bizim anlatmak istediğimizi özetler niteliktedir. Merhumun bu sözündeki yollardan muradı, insanı hakikate ulaştıran tarikatlardır.

Tarikat ehlinin yerine getirmekte oldukları bu edep-adap bizatihi peygamberin ahlakı ve adabıdır. Ancak her ne kadar bir sufi sünnete vacip kadar değer verse de bu gerçek manada herhangi bir farziyyet ya da vaciplik barındırmaz. Aynı şekilde sünnetin veya şeriatın dışında olması da düşünülemez.

Dünyanın dört bir yanında farklı farklı yerlerden büyük mutasavvıf alimler yetişip tarikatlar kurmuştur mesela; Bağdat’tan Ebu hafs es-Sühreverdi, Şam’dan saadettin el-Cebavi, Hindistan’dan Muinüddin Hasan el-Çesti, Tunus’tan Ebu’l Hasan eş-Şazeli, Buhara’dan Bahaud-din en-Nakşibendi ve Konya’dan Mevlâna Celaleddin er-Rumi…

Her tarikatın kendine göre usul ve erkanı vardır. Kimisi gizli (hafi) zikri benimserken diğeri ise cehri (sesli) zikre daha çok önemsemektedir. Tarikatlar tarih boyunca toplumda güzel ahlaklı, sağlıklı ruh haline sahip fertlerin yetiştirilmesinde ve manevi kardeşliğin yayılmasında önemli rol oynamıştır. Tasavvuf bir bulut ise tarikat yağmurudur. Ancak hepsinden öte ilim talebi gelir.

Bu bağlamda İmam Malik bin Enes’in şu sözü çok önemlidir “Kim ilim okur da tasavvuf ehli olmaz ise fasık, kim de tasavvuf ehli olup da ilim okumazsa zındık olur, kim ikisinin arasında yani alim ve mutasavvıf olursa o kimse hakikat sahibi olur.” bu sözü kendimize şiar edip hakikat yolunda çaba göstermeliyiz.

Tasavvuf-tarikat uleması ahirete olan gayretlerinin yanında meslek erbabı yahut bilim adamı da olmuşlardır. Örneğin hattatlık, terzilik gibi mesleklerde, bunun yanında astronomi, musiki ve tıp gibi bilim ve güzel sanat dallarında geliştikleri için şeyhliğini üstlendikleri yerler kısmen güzel sanatları icra eden veya şifahane gibi çalışan kurumlar haline gelmiştir.

Tarikata mensup sufilerin cami ve mescit dışında bir araya gelerek zikir ve günlük virtlerini çekmek üzere toplandıkları bu yerlere dergâh, zaviye, tekke ve ribat gibi farklı isimler kullanılır. Bu mekanlara gelen kim olursa olsun Allah’ın misafiri sayılır. Muhabbet ve sohbeti hiç eksik olmaz.

Tarikatlar tarih boyunca Uzak Doğu, Sahra Altı Afrika, Asya, Avrupa ve nice orduların girmediği yerlere gidip insanlara İslam’ı tebliğ ederek nice insanların Müslüman olmasına sebep olmuşlardır. Tarikat ehli sadece elinde tesbih, zikir çeken değil ahlakını Resulullah’ın (s.a.v) ahlakına benzeten ve yeri geldiğinde cihad kuşağını kuşanandır.

Asr-ı Saadet’ten günümüze dek İslam’ın ruhunu diri tutan, gönüllere taşınmasına vesile olan nice güzellik, tarikat ehlinin samimi gayretleriyle varlık bulmuştur. Bu hakikati görmezden gelmek, ilim ve vicdanla bağdaşmaz. Gerçek tarikatlar her daim Kur’an-ı Kerim ve sünneti nebevinin yolunu izler. Hiçbir tarikat mürşidi veya şeyhi müritlerine Kur’an’ın veya sünnetin hilafına bir şey emretmez ve kendisi de yapmaz…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir