Nihilizm Çıkmazı
Kavramsal Çerçeve ve Tarihsel Seyir
Hiççilik olarak tarif edilen Nihilizm, metafiziksel, bilgisel, ahlaksal ve toplumsal düzlemde inkârı esas alan, iddiasızlığın iddiası olan bir felsefî düşünce biçimidir.
Bu düşünce ilk dönemlerde klasik şüpheciliğin üzerine bina edilirken, modern zamanda Nihilizm şüpheyi bir yöntem olmaktan çıkararak varoluşun anlamsızlığına dair kesin bir yargı haline getirmiştir. Klasik şüpheciliğin bu tavrı, modern çağda anlam ve değer zeminini aşındırarak nihilizme giden yolu açmıştır.
Metafiziksel Çözülüş: Anlamdan Kopuş
Metafiziksel düşüncede Nihilizm, varlığı aşkın bir maksat ve nihai anlamdan bağımsız yorumlayarak insanı “neden” sorusunun cevapsızlığıyla baş başa bırakır. Böylece varoluş, ontolojik bir yokluk iddiasından ziyade, insan tecrübesinde bir hiçlik ve boşluk duygusuna sürüklenir. Zira modern nihilizm çoğu zaman varlığın bütünüyle inkârı değil, daha çok değerlerin ve anlamın temelsizleşmesi anlamına gelen aksiyolojik bir çözülüş olarak ortaya çıkar.
Mutlak Tanrı tasavvuru inkâr edilmekle birlikte, bu reddediş insanı nihai bir mana dayanağından mahrum bırakır. Oysa kâinatta işleyen düzen ve gayeye yönelik işleyiş insan zihnini kaçınılmaz biçimde mana ve gaye sorusuyla yüzleştirir; bu da nihilizmin bir çözümden ziyade modern insanın krizini derinleştiren bir çıkmaz olduğunu gösterir. Yani hakikat arayışından yüz çevirmeye, akıl sentezinden ümit kesişe sebep olur.
Nihilizm, varlığı nihai bir gayeden kopardığında ontolojik bir yokluk iddia etmese bile insanın varoluş tecrübesini anlamsızlaştırır ve hayatı bir hiçlik duygusuna sürükler. İnsanın varoluşundaki nihayetsizlik(hiçlik) duygusuna kapılması onu yelkensiz bir gemi, dalından kopmuş bir yaprak gibi umursamazlığa sürükler. Bu noktada âlemdeki nizam, gayesizliği değil hikmeti gösterir. Kısaca Âlem (tabiat, canlılık, kozmik düzen) gayeye uygun ve düzenli işleyen bir sistemdir. Gayeye uygun ve düzenli işleyen her sistem, maksatsız ve başıboş olamaz. Öyleyse âlem maksatsız ve gayesiz değildir; nihilizmin “gayesizlik” iddiası aklen geçersizdir.
Epistemolojik Çelişki
Bilgisel zeminde Nihilizm, bilginin kaynağının olmadığını, varsayımın önemsizliğini ve hiçbir şeyin bilinemez olduğunu iddia eder. Bu bağlamda bir Nihilist epistemolojik olarak tüm bilgilerin asılsızlığını ve bilgilerin hayatta kalma iç güdüsü olduğunu ifade eder. Bu durumda bir nihiliste sorulabilecek en doğal soru: “Eğer bilginin olmadığını iddia ediyorsan; bu iddianı ‘biliyor’ musun yoksa ‘bilmiyor’ musun? Eğer biliyorsan, işte bir bilgi vardır. Eğer bilmiyorsan, bilmediğin bir şey üzerine iddiada bulunamazsın.” Kısaca bilgisizliğin bilgisine nasıl ulaştın diyebiliriz?
Ahlâkî ve Toplumsal Yıkım
Nihilizm yalnız metafiziksel ve bilgisel bir inkâr değil, ahlâk ve toplum düzenini de aşındıran bir çöküştür. Zira nihai anlamı reddeden bir zihin, iyi ile kötüyü ayıracak bağlayıcı bir ölçü de bırakmaz. Böylece adalet bir zorunluluk değil, geçici bir uzlaşmaya; zulüm ise mutlak bir kötülük değil, güçlünün tercihlerine indirgenir. Ahlakı göreceli hale getirir. Vicdanı nerdeyse yok sayarak biyolojik bir tepkimeye indirger. İnsanların ortak bir hakikate arkasını dönüp çıkarlarına göre yaşamalarına yol açar.
Toplumsal Nihilizm ise adeta bu söylemin kırılma noktasıdır. Zira insan yaratılışında, inançlarında ve gayesinde boşluğa mahkûm bırakılmış, ahlaki hassasiyetleri yok sayılmış, boş bir kâğıtta boş bir mücadele için yalnızca hayatta kalması istenmiştir. Toplum ortak değer olmadan çöker, aidiyet çözülür, insan ise yalnızlaşır. Bu durumda insanın bırakın topluma fayda sağlamasını kendisi için bile ayakta duramayacak hale gelir.
Bu kırılma noktası ayrıca aile, akrabalık, devlet, gelenek, hukuk gibi toplumu oluşturan yapıtaşlarını da basite, hatta hiçliğe indirgemiştir. Hak ve sorumluluk bilincinin çözülmesi toplumu defalarca yerin dibine geçirmiştir. Kısaca Nihilizm toplumsal olarak insanlığı kaosa sürükleyen bir varoluşa dönüştürmüştür.
Dijital Kültürde Nihilizmin Estetiği
Dijital kültürde amaçsızlık çoğu zaman romantize edilmektedir. Son günlerde sosyal medyada şöhret bulan bir penguenin, nereye gittiğini bilmeden, amaçsız ve rehbersiz bir şekilde kar dağlarının ardına doğru yol alması, ilk bakışta masumane bir kesit gibi görünse de hakikatte istikametsizliği ve anlam aşınmasını normalleştirici bir sembole dönüşmektedir. Bu görüntü, çağın anlam krizini estetize eden örneklerden biridir. Böylece yön fikri zayıflamakta ve istikamet düşüncesi sıradanlaşmaktadır.
Ayrıca gündelik yaşamda sıradanlaştırıp klişeleştirdiğimiz: “Herkesin doğrusu kendine”, “Kimse kimseyi yargılayamaz”, “Hayatın anlamı yok, keyfine bak”, “Ahlâk görecelidir” gibi bazı söylemler aslında nihilist düşüncenin modern hayatta yaygınlaşmış ve normalleşmiş tezahürleridir.
Oysa insan başıboş bırakılmış bir varlık değildir; anlamı kendi hevesinde değil yaratılış gayesinde bulur. Nihilizm, hayatı tesadüfün soğuğuna terk ederken iman, varlığı hikmetle kuşatır ve insanı hiçliğe değil hakikate çağırır. Zira kalbi ayakta tutan şey, amaçsız bir yürüyüş değil, Rabb’ine yönelen bir istikamettir.
