Kişisel Gelişim

BEKLENTİN NE?

Hayat çoğu zaman bize ne yaptığımızdan çok ne beklediğimizi sorar. Farkında olmasak da her gün, her saat, her saniye bir beklenti içerisindeyizdir. Bu dışarıda, işte, okulda, hatta bütün insani ilişkilerimizde bile böyledir. Peki bu beklenti denilen kavram nedir? Erdemli bir bireyin beklentisi nasıl olmalı ve en önemlisi “beklenti” hayatımızın tam anlamıyla neresinde olmalıdır?

Öncelikle işe şu soruyu cevaplamakla başlayalım “Beklenti denilen kavram nedir?”

Sözlük anlamı: Bir olgunun sonunda olması umulan, gerçekleşmesi beklenen şeydir.

Sözlük anlamından bahsettik. Peki işe biraz daha farklı bir açıdan baksak, düşünsel olarak nasıl bir tarif ile karşılaşırız?

“Beklenti, umutla hayal kırıklığı arasında salınan görünmez bir ip gibidir.”

Kulağa ilginç ve düşündürücü bir cümle gibi geldi değil mi?

Evet, doğru. Fakat daha birçok farklı açıdan kavramımızı ele alırsak daha düşünsel, daha spesifik hatta ütopik cümlelerle açıklayabiliriz ama konumuz gereğinden fazla uzamış olur.

Peki kavramımızın tarifini yaptığımıza göre gelelim ikinci etaba: “Erdemli bir bireyin beklentisi nasıl olmalıdır? ‘’

Bu konuya giriş yaparken kıymetli şairlerimizden Şair Sadi Şirazi’nin şu manidar sözüyle başlamak isterim.

“Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endişe”

İnsan bir damla kan ve bin bir endişeden ibarettir

Şair Sadi bu sözünde insanı olağan tariflerden farklı bir bakış açısıyla açıklamıştır. Bu söz bizim sorumuzla direkt alakalı değil gibi görünüyor değil mi? Ama bu söz, kavramımızın önemini anlatma hususunda gerçekten önemli bir rol oynuyor. Gelin izaha başlayalım:

İnsan temelde fiziki olarak etten, kandan ve bir takım madde ve atomların hareketinden meydana gelmektedir. Lakin insan sadece fiziki olan bedenden meydana gelmez. Ruh adı verilen bir yapı daha vardır. Beden, içerisinde yaşadığımız maddesel evrende yaşantımıza yön veren bir alettir. Yaşantımızı, fikir ve düşüncelerimizi ve birçok hissiyat ve duyularımızı insanın yapı taşı olan ruh ile gerçekleştiririz. Ruh bu maddesel evrende bedene yön verir. Ruh, yani insanın yapı taşı da bin bir türlü endişeden meydana gelmektedir. Endişe ve hırslarımız genel olarak biz fark etmesek de beklentilerimizde çok etkili bir rol oynar. Kontrol edilmeksizin gereksiz yere olan hırslarla ve haddinden fazla endişelerle yalnız kalan “beklenti” zamanla sahibinin tanıyamayacağı ve işin içinden çıkılamayacağı bir hal alır. Bu da akabinde kişiyi olmak istediği şahsiyetten daha uzak olmasını bu yüzden de daha zayıf ve bitkin hissetmesine neden olur.

Hırs ve endişe gereğinden fazla meydana geldiğinde adeta vücudumuza musallat olan bir hastalık gibi aşırı derece de zarar verir ve tedavisi yani telafisi de aşırı zaman alır.

Peki bu müşkül duruma nasıl bir çözüm üretebiliriz?

Hemen diyeyim, beklentilerimize bir sınır koyarak!

Beklentilerimizin olması gerektiğinden fazla olması endişe, sinir, kaybetme korkusu ve dahasına onlar da ruh karmaşasına sebep olur. Şimdi beklentilerimize bir sınır koyacağız derken bunu büyük hedeflerden yoksun olmak şeklinde yorumlamamalı elbette. Hedefimizi yüksek tutalım ki ona varamasak da ona yakın bir yere varırız. Ama şunu söyleyelim ki beklenti hedef gibi değildir. Gelin kısaca bunun farkını birkaç cümle ile açıklayalım:

Beklenti, bireyin mutluluğunu başkalarının davranışlarına emanet etmesidir, hedef ise mutluluğu bireyin kendi sorumluluğuna almasıdır.

Beklenti bekler, hedef yürür. Biri zamanı öldürür diğeri insanı büyütür.

Beklenti hayal kırıklığına açıktır, hedef ilerlemeye.

Bu müşküle değindiğimize göre peki gelelim son sorumuza:

“Beklenti hayatımızın tam anlamıyla neresinde olmalıdır?”

Beklentilerimiz hayatımıza yön vermemize yardım eden ama bizi esiri haline getirmeyen bir yerde olması gerekmektedir. Yaptığımız birçok işe tekrardan bir bakış atalım, o işi hangi beklentilerle yaptık, işin sonu nasıl oldu ve bizim buna karşı olan bakış açımız ve yahut bakış açılarımız nasıl oldu?

İnsan belirli zamanlarda yaptıklarını düşünmeli, tefekkür etmeli hatta biri ile bir durum değerlendirmesi yaparmışçasına kendini sigaya çekmelidir. Bu tefekkür ve düşünme eylemi insanı yaptığı işlerin doğru mu olduğunu, doğruysa nereye doğru gittiğini ve daha neler yapmasının gerektiğini; yanlışsa hatasının nerede olduğunu ve nasıl düzeltmesi gerektiğini bulması için en güzel yoldur.

Bazen de insan her şeyin en iyisini istediği için, yani mükemmeliyetçi bir yapıda düşündüğünden dolayı işin sonucunda da beklentisi ile karşılaşamayınca içten içe derin hüzünlere boğuluyor.

Kısaca bu müşküle kendimiz adına şöyle cevap verebiliriz:

“Ben elimden gelenin en iyisini yapacağım, ve yahut yaptım, sonucu yönetemem.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir