Kaybolan Adam İle Karanlığın Alçak Misafiri
Saatine baktı. Sekizi geçmişti.
Daha fazla tartışmadan eve gidip biraz kafa dinlemek istiyordu. Fakat o da olmamıştı. Evde ayrı bir kıyamet kopmuş, iş yerinde ayrı bir yük birikmişti. Bir haftadır böyleydi; hiçbir şey yolunda gitmiyordu.
İş yerindeki sıkıntıyı eve taşıyor, evdeki gerginliği işe götürüyordu. Artık ikisinde de huzur kalmamıştı.
Hayatı rayından çıkmıştı. Biraz kafa dağıtmak için dışarı çıktı. Şehrin içinde amaçsızca yürüdü. Bir köşede oturmuş, kendi içine kapanmışken yanına bir kadın geldi. Onu tanımıyordu ama kadın sanki onu uzun zamandır biliyor gibiydi. Kadın ellilerine yaklaşmıştı. Hayat yüzünü yıpratmıştı fakat diline dokunmamıştı. Çok derin konuşuyor, kelimeleri ince ince işliyordu. Adam biraz derdini anlattı. Kadın dinledi, sonra konuşmaya başladı.
Sözleri adamı etkiledi. Başının döndüğünü hissetti. Sanki dünya yavaşlıyor, gerçeklik yer değiştiriyordu. Ayağa kalksa sendeleyecek hâle gelmişti.
Bir süre suskun kaldılar.
Kadın kalkacakken adam, yarın tekrar buluşmak istediğini söyledi. Kadın kabul etti. Adamın içinde anlık bir sevinç doğdu.
Kadın arkasını dönüp giderken adam bir şeyi unuttuğunu fark etti. Ardından seslendi:
“Adınız neydi?”
Kadın dönüp cevap verdi:
“Ben… unutkanlığın dostuyum.”
Adam yavaşça evine gitti. Eve girdiğinde geç olmuştu. Eşi merakla sordu:
“Neredeydin?”
Adam kendinde değildi. İçindeki bulanıklığın etkisiyle bağırdı:
“Sana mı hesap vereceğim?”
Kadın kırıldı ama belli etmedi. Bunun anlık bir şey olduğunu düşünerek sustu.
Ertesi gün sessiz geçti. Adam bütün gün dünü düşündü. Akşam tekrar buluşacak olmanın garip mutluluğu içindeydi. Akşam olunca yeniden dışarı çıktı.
Bir süre bekledi. Kadın geldi ve bu kez onu evine götürmek istediğini söyledi.
“Çocuklarımla tanışmalısın.” dedi.
Adam kabul etti.
Eve girdiklerinde üç oğul ve bir kızla karşılaştı. Birinci oğul, adamla yaşıttı. Neşeliydi, oyun oynamayı severdi. Adam onun yanında zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu. İkinci oğul daha gençti. Konuştuğunda insanın aklını çelen, zihni uyuşturan bir tarafı vardı. Adam onun sözleriyle düşünmeyi bırakıyordu.
Üçüncü oğul ise gizemliydi. Sessizdi. Adam onunla hiç konuşmadı ama varlığını hep hissetti.
Bir de kız vardı. Utangaçtı. Adam bir kez konuşmak istedi, kız geri çekildi. Sanki adı bile fısıldanmaması gereken bir şeydi.
Adam artık her gün oraya uğrar olmuştu.
Başta kafa dağıtmak sanmıştı. Fakat zamanla kafası dağılmıyor, daha çok doluyordu.
Evde işler çığırından çıktı. Eşiyle arası ayrılığa kadar geldi. İş yerinde de her şey bozuldu. Bazı geceler geç çıkıyor, sabaha kadar süren bulanıklık yüzünden işe geç kalıyordu.
Patronu artık sıkılmıştı. Onu kovacak noktaya gelmişti.
Adam farkındaydı ama ayrılamıyordu.
Sanki görünmez bir ip onu o eve bağlıyordu.
Bir akşam yine oradayken arka tarafta bir kapı fark etti. Bu kapıyı daha önce hiç görmemişti. Kapının üzerinde şu yazıyordu: Tövbe Kapısı
Sordu. Oradakiler dediler ki: “Oradan çıkan bir daha buraya geri gelmez. ”Adam kararını verdi.
Bir sonraki gelişinde fazla kalmadı. Kadınla az konuştuğu için kafası tam gitmemişti. Yorgundu, erken çıkmak istediğini söyledi.
Bu kez her zaman çıktığı kapıyı kullanmadı.
Tövbe kapısına yürüdü. Kapının önünde durdu. İçine bir tereddüt düştü ama kararlıydı. Kapıyı açtı.
Bir ışık yüzüne vurdu. Gözleri kamaştı. Gözlerini açtığında başka bir evde olduğunu fark etti. Karşısında bembeyaz yüzlü bir genç vardı. Onu alıp ak sakallı, ak yüzlü bir zatın yanına götürdü.
Zat sordu:
“Nereden geliyorsun?”
Adam hikâyesini anlattı.
Zat dinledi ve anladı.
Ona birkaç şey söyledi. Adam öyle etkilendi ki ne diyeceğini bilemedi.
Yardım istedi.
Zat ona tavsiyeler verdi. En önemlisi şuydu:
“Geldiğin eve bir daha dönme.”
Adam kabul etti.
Evine döndüğünde eşi yüzündeki değişikliği fark etti ama bir şey demedi.
Adam o günden sonra o eve bir daha gitmedi.
Kolay olmadı ama sözünden çıkmadı.
Zamanla hayatı düzeldi.
İşinde yükseldi.
Yuvası toparlandı.
Yıllar geçti. İki çocuk babası oldu.
Mutlu bir adamdı artık.
Ve biliyordu:
İnsanı kurtaran şey hiç düşmemek değil…
Düştüğü yerden tövbe kapısını bulabilmekti…
