İstiklal Mütalası

Bir İstiklal Mütaalası-II

Evvelki sayımızda mevzu bahis olan İstiklal Marşı’nın ülkede ve insanlar üzerindeki değerini şimdi satırlar halinde açıklığa kavuşturacağız.

Şiir bize Korkma! diyor. Peki neyden korkma? Bu sisteme düşman olan hiçbir şeyden ve kimseden korkma. Onların zarar verebileceği etkilerden ve hasarlardan korkma! Hiçbir bir şey seni yıldırmasın. Müslümansın sen düşemezsin. Bugüne kadar şafakları kızıl rengine boyayan şehitlerimizin kanları solmadı. Zira bayrak hala o şafağın kırmızılığını tok ve parlar halde korumaktadır. İman nuru ve vatan aşkının gönüllerde yaktığı ateş asla sönmedi.

Bunu kim denediyse de söndüremedi, söndüremeyecektir ve bu haliyle bizim elimize nice muharebelerle ulaşan ve hala koruma çabasında olduğumuz bayrak, bizden önce nasıl dalgalarla süzülüp tüttüyse bizden sonra da tütmeye devam edecektir.

O şehitlerin kanını süsleyen, canlandıran ve dalga dalga her coğrafyada parlayan bir yıldız simgesi var. Bu yıldız, milletindir. Millete gökteki yıldızlar gibi yol gösterir. En karanlık hallerde bile parlayarak millete ne olduğunu, neyi ifade ettiğini gösterecektir.Bizim de onu sahiplenme çabasında olmamız ve oldurmamız gerekmektedir. Çünkü o bayrak ecdadı ifade eder, onların yadigârı konumundadır.

Bu sebeple nasıl ki miras kalan dünya mallarına sahip çıkılıyorsa, bu büyük mirasa da nesilden nesile çağdan çağa elden ele ve birlik halinde sahip çıkılmalı, değerler dünyamızda en kıymetli bir hazine olarak bilinmelidir.Ecdadından kalan bu eşsiz yadigara sahip çıkan millet bir yıldız gibi toplanarak, kırmızılığa can katacak, bayrağın bize neyi ifade ettiğini söyleyecektir ve bunun hakkı için kendine vazife bilip bayraktar konumunda olacaktır.

Bayrakta ne gördüğünü bilip, bildiğini söyleyip ve söyletip, onun ebediliğine istiklal azmini vurup, kendi canından bile vazgeçip, mukaddesatına bir hamal olma çabası içinde olacaktır. Üstadında ifadesiyle ‘’Ey bin bir tende solmayan tek renk; bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!’’ şuurunda olmayı hedefleyecektir.

Yurdumuzun büyük bir bölümü Yunanlılar tarafından işgal altındayken bunu endişe etmeyip, korkmayıp asıl bakılması gereken şey bağımsızlığımızın yok olacağı idi. Bu korkudan endişe etmek yersizdir. Çünkü Türk Milleti’nin son ferdi kalsa bile kanını son damlasına kadar vermeye razı olacaktır. Bu aşkla çırpınan milleti yıldırmak imkânsızdır.Böylelikle bağımsızlığımızın simgesi bayrağımızın düşmesi düşünülemez bile. Yani başka egemenliklerin boyunduruğu altına girmeyecek ve hiçbir işgale boyun eğmeyecektir.

Bu bağlamda son kişi şehit olmadığı müddetçe bayrakta yere indirilemeyecektir. Çünkü bu bayrak milletimizi ifade eden bir sembol olmaktan çıkmayacaktır. Milletimiz bu fikrine sahipliğini de sonsuza kadar sürdürecektir. Bağımsızlığından vazgeçmeyip umutlarını yitirmeyecek, değerlerinden de kopmayacak ve düşmanlar, gökteki yıldızlara dokunamadıkları gibi bizim de hilal ve yıldız manzumemize el süremeyeceklerdir.

Ziya Gökalp’in değişiyle milliyet hissinin hâkim olduğu bir memlekette ancak milliyet zevkini nefsinde duyanlar idare edebilir. Bunlar hakiki ihtiyaçlardan doğmuştur.Aynı şekilde Necip Fazıl’ın şiiriyle bu mefkûreye can katmış bulunacağız. “Vatan diye bir sürü aldanan ve aldatan, aynaya hayalinin geldiği yerdir vatan…’’ “Hasret insanoğlunda o vatan kokusu; orada ölmez insan ve cemiyet dokusu…”

Vatan kavramının mefhumu uğruna zevkler ve hayatlar feda edilmiştir. Mukaddesatı taşıyan bir ülke, emanet ahdine vefakâr bir ülke nasıl oluyor ki başka ülkeler mukaddes değilken ‘’Vatan’’ sıfatı tanılan ülke mukaddes tanınıyor ve bunu bilenler hayatlarını, sevdiklerini, akrabalarını ailelerini bu uğurda feda ediyorlar?

Şüphe yok ki bu ülke maddi sebeplere bağlanarak vatan olmuş değildir. Tabi ki bu kutsiyet yine mukaddes bir varlıktan geliyor.Peki buna devlet mi denilmeli; elbette hayır. Devlet de kendi başına bu kimliğe bürünemez. Mekan sahiplerinin omzunda taşınır, mekânlar büyür ve zamanla büyük bir yücelik arz eder. Vatan, kuvvetini millet ve ümmetten alır. Vatan denilen mekânın şerefi orada rahat bir yaşam için çırpınan aziz gazi ve yüce şehitlerimizindir.

O zaman anlıyoruz ki mukaddes mevcudiyette, millet ve ümmetin vatan aşkı yatar. Bu milletin ve ümmetin vatanıdır. Bizim de bu vatan mefkûresi doğrultusunda vecdlerimiz olmalıdır. Bizim milletimizin sevgili yurdu ve yurttaşları İslam vatanına Müslümanca bir aşkla bağlamıştır kendini.Bir millet, din ve devlet adına kendinde daha kutsalını bulunduramaz. Daha çok kutsiyet belirten bir şey olsaydı zaten ilk önce en muazzezi arayan âşıkane yürekler onu içinde barındırırdı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir